PRO-adrenomedüllinin, çocuklarda üriner sistem enfeksiyonu tanısındaki yeri ve C-reaktif protein, prokalsitonin, kan lökosit sayısı ile karşılaştırılması
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Giriş ve Amaç: Üriner sistem enfeksiyonu, çocukluk çağı ateşli hastalıkları arasında en ön sıralarda yer alır. Çocukları etkileyen önemli morbidite ve mortalite sonuçları olması nedeniyle hızlı tanı almalı ve tedaviye mümkün olan en kısa sürede başlanmalıdır. Üriner sistem enfeksiyonları, çoğu zaman çocukluk çağının diğer ateşli enfeksiyonları ile karışır ve hastaların yanlış antibiyoterapi almaları sonucu antibiyotik direncine neden olur. Bu nedenle son yıllarda geliştirilmekte olan, hekime yol gösterici olmakla beraber tanının doğruluğunu saptamada, tedavinin düzenlemesinde yol gösterici akılcı biyobelirteçlerin kullanımı ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada son yıllardaki çalışmaların konusu olan Proadrenomedüllinin, üriner sistem enfeksiyonu geçiren çocuklarda Prokalsitonin, C-Reaktif Protein ve kan lökosit sayısı ile karşılaştırılmasını amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, 1 Eylül 2019 – 1 Eylül 2020 tarihleri arasında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Süt Çocuğu Servisi ve Çocuk Nefroloji Servisinde yatmakta ve Üriner Sistem Enfeksiyonu tanısıyla yatarak tedavi alan 62'si kız (%58,5), 44'ü erkek (%41,5) 106 çocuğun ileriye dönük randomize kontrollü olarak çalışılması ile yapıldı. Çocukların ÜSE tanısı anındaki yaşı, cinsiyeti, başvuru anındaki semptomları, fizik muayene bulguları, tam idrar tetkiki incelemesi, tam kan sayımı, Prokalsitonin, C-Reaktif Protein, üre, kreatinin, idrar kültüründe üreyen etken, ultrasonografi sonuçları incelendi. Ayrıca Proadrenomedüllin çalışılması amacıyla kan tetkikleri alınması sırasında 1 ml kan örneği alınarak -80°C'de saklandı. Proadrenomedüllin sandviç enzim immunoassay tekniği ile çalıştırıldı. Prokalsitonin, C-Reaktif Protein, kan lökosit sayısı ve Proadrenomedüllin çalışılması ile elde edilen veriler, hastaların yaşı, hastanede kalış süresi, semptomları ve bulguları ile karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaşları 1 ile 180 ay arasında değişmekte olup ortalama 49,23 ± 54,07 ay ve medyan 30,5 ay saptandı. Çocukların 31'i (%29,2) kontrol grubunda ve 75'i (%70,8) çalışma grubunda idi. Görülen semptomlar incelendiğinde; %84,0'ünde (n=63) ateş, %48,0'inde (n=36) huzursuzluk, %48,0'inde (n=36) bulantı-kusma, %41,3'ünde (n=31) karın ağrısı, %40,0'ında (n=30) idrarda yanma, %30,7'sinde (n=23) beslenmede azalma, %4,0'ünde (n=3) hematüri görüldü. 54 (%72) hastada fizik muayene bulgusu saptanmadı. 51 (%68) hastanın lökosit esteraz testi 3 (+++) pozitif saptandı. Bütün hastalarda piyüri ve idrar kültüründe üreme mevcuttu. En sık saptanan üropatojen Escherichia Coli olup, 43 (%57,4) hastada saptandı. Çalışma ve kontrol gruplarının Proadrenomedüllin ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,001; p<0,01) ve çalışma grubunun Proadrenomedüllin ölçümleri, kontrol grubundan daha yüksek bulundu. Gruplar ile Proadrenomedüllin düzeyinin 11679 pmol/L kesme değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p=0,001; p<0,01). Proadrenomedüllin düzeyi ?11679 pmol/L olan çocuklarda üriner sistem enfeksiyonu görülme riskinin 33,8 kat fazla olduğu görüldü. Proadrenomedüllin ile Prokalsitonin için elde edilen kesme değerlerinden yola çıkarak bu iki biyobelirtecin kombine kullanımında tanıyı öngörme olasılığının 189,8 kat fazla olduğu görüldü. Proadrenomedüllinin yaş, hastane yatış süresi, ateş ve piyüri ile arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Ayrıca hastaların yatış anındaki Proadrenomedüllin düzeyi ile tedaviye yanıt amacıyla alınan tetkiklerdeki Proadrenomedüllin düzeyi arasında da istatistiksel anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Komplikasyon yelpazesi oldukça geniş olan, çocukluk çağının ateşli enfeksiyonu üriner sistem enfeksiyonunun tanısında, Proadrenomedüllin oldukça güçlü bir biyobelirteçtir. Tanıyı tahmin etmedeki gücünün yanı sıra hastaların yaş, semptom ve bulgularından bağımsız olarak enfeksiyon belirteci olarak kan seviyeleri artar. Bu biyobelirteç hastaların takibinden ziyade tanının belirlenmesinde hekime oldukça yol gösterici olacaktır.
Introduction and Aim: Urinary tract infection is one of the leading childhood febrile diseases and since it is an important cause of morbidity and mortality affecting children, it should be diagnosed quickly and treatment should be started as soon as possible. Urinary system infections are often confused with other febrile infections of childhood and cause of antibiotic resistance as a result of incorrect antibiotherapy. Therefore, the use of rational biomarkers, which have been developed in recent years, in determining the accuracy of the diagnosis and in the management of the treatment, comes to the fore. In this study, we aimed to compare Proadrenomedullin, which has been the subject of studies in recent years, with Procalcitonin, C-Reactive Protein and blood leukocyte count in children with urinary tract infection. Materials and Methods: Our study included who were hospitalized in Istanbul Medeniyet University Göztepe Training and Research Hospital Infancy Service and Pediatric Nephrology Service between September 1, 2019 and September 1, 2020. It was performed with a prospective randomized controlled study of 106 children, 62 girls (58.5%) and 44 of whom were boys (41.5%). The children's age at the time of UTI diagnosis, their gender, symptoms at the time of admission, physical examination findings, complete urinalysis, complete blood count, Procalcitonin, C-Reactive Protein, urea, creatinine, urine culture, and ultrasonography results were examined. In addition, 1 ml of blood sample was taken during blood tests to study Proadrenomedullin and stored at -80 ° C. Proadrenomedullin sandwich enzyme was run by immunoassay technique. The data obtained by studying Procalcitonin, CReactive Protein, blood leukocyte count and Proadrenomedullin were compared with the age, duration of hospitalization, symptoms and findings of the patients. Results: The ages of the patients included in the study ranged from 1 to 180 months, with a mean of 49.23 ± 54.07 months and a median of 30.5 months. 31 of the children (29.2%) were in the control group and 75 (70.8%) of them were in the study group. When the symptoms seen are examined; Fever in 84.0% (n = 63), irritability in 48.0% (n = 36), nausea, vomiting in 48.0% (n = 36), 41.3% (n = 31) abdominal pain, dysuria in 40.0% (n = 30), poor feeding in 30.7% (n = 23), hematuria in 4.0% (n = 3). Physical examination findings were not detected in 54 (72%) patients. Leukocyte esterase test (+++) of 51 (68%) patients were positive. All patients had pyuria and positive urine culture. Escherichia Coli was the most common uropathogen and was detected in 43 (57.4%) patients. A statistically significant difference was found between the proadrenomedullin measurements of the study and control groups (p = 0.001; p <0.01), and the Proadrenomedullin measurements of the study group were higher than the control group. A statistically significant relationship was found between the groups and the cut-off value of 11679 pmol / L of Proadrenomedullin level (p = 0.001; p <0.01). It was observed that the risk of urinary tract infection was 33,8 times higher in children with Proadrenomedullin level of 11679 pmol / L and above. Based on the cut-off values obtained for Proadrenomedullin and Procalcitonin, it was found that the probability of predicting the diagnosis was 189.8 times higher in the combined use of these two biomarkers. There was no statistically significant relationship between proadrenomedullin and age, hospital stay, fever and pyuria (p> 0.05). In addition, there was no statistically significant relationship between the Proadrenomedullin level at the time of hospitalization and the Proadrenomedullin level in the examinations taken for treatment response (p> 0.05). Conclusion: Proadrenomedullin is a very powerful biomarker in the diagnosis of urinary tract infection; because UTI is febrile infection in childhood, and wide range of complications. In addition to its power to predict diagnosis, blood levels increase as a sign of infection regardless of the patients' age, symptoms and signs. This biomarker will guide the physician in determining the diagnosis rather than the follow-up of the patients.










