İstanbul Medeniyet Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Medeniyet, İstanbul Medeniyet Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve üniversite adresli yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Gündelik hayatın ritmi: Türk romanında İstanbul (1950-2000)
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Hamamcı, Yeşim Esin; Koçak, Ahmet
Bu çalışma, 1950-2000 yılları arasında Türk romanında İstanbul'un gündelik hayatındaki çok katmanlı mekânsal ve toplumsal dönüşümü, Henri Lefebvre'in kent sosyolojisi, gündelik hayat, mekânın üretimi ve ritimanaliz kuramları ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Türkiye'de modern kentleşme olgusunun somut bir dinamik olarak belirdiği 1950'li yıllardan başlayıp, küreselleşme ve neoliberal politikaların kenti dönüştürdüğü 2000'li yıllara uzanan yarım yüzyıllık süreç, çalışmanın temel kapsamını oluşturmaktadır. Araştırmada, onar yıllık periyotlara dayalı kronolojik bir yöntem izlenmiş ve her dönemin sosyo-mekânsal ruhunu yansıtan Aylak Adam, Şoför Mustafa, Bir Kadının Penceresinden, Berci Kristin Çöp Masalları ve Kara Kitap romanları örneklem olarak belirlenmiştir. Bu dönüşümde kentleşmenin yoğunlaştığı ve karşımıza daha somut ve görünür bir halde çıkageldiği 1950'li yıllardan başlanarak, 2000'li yıllara değin bir haritasının oluşturulması hedeflendi. Bu kapsamda ise "1950-2000 yılları arasında Türk edebiyatında yazılan -seçili- romanlarda kent nasıl işlendi? Karakterler İstanbul'da özel yaşamdan kamusal yaşama gündelik hayatlarında nasıl bir dönüşüm geçirdi? Bunlara paralel olarak şehirdeki değişimler edebî metinlere nasıl yansıdı?" gibi sorular cevaplandırılmak istenmiştir. Çalışma boyunca kent, dekordan ziyade toplumsal ilişkilerin kurulduğu, ideolojilerin çatıştığı ve gündelik hayatın yeniden üretildiği aktif bir fail olduğu varsayımı esas alınmıştır. İstanbul'da geçen romanlarda şehrin ve gündelik hayatın değişimi edebî metinlerde gösterilirken, İstanbul'un nasıl bir ritmi olduğu, şehrin Batılılaşma ve modernleşme serüveninde yazarların gözünden nasıl aktarıldığı da eserlerin elverdiği noktalarıyla beraber incelenmesi hedeflenmiştir.
Biyolojik olarak aritilmiş evsel atiksudan su mercimeği (Lemna minor) kullanılarak besi maddesi giderimi ve biyokütle üretimi
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Taşkın, Derya; Aktaş, Özgür; Ayaz, Selma
Bu çalışmada yüzücü bir bitki olan Lemna minor türü su mercimeğinin biyolojik olarak arıtılmış evsel atıksudan azot (N) ve fosfor (P) giderim potansiyelleri araştırılmıştır. Atıksuyun alıcı ortamlarda ötrofikasyona sebep olmaması için N ve P giderimi düşük maliyetli bir prosesle gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte giderim sırasında azot ve fosforu bünyesine alan Lemna minor türü su mercimeğinin biyokütle olarak üretilme potansiyeli belirlenmiştir. Bu biyokütlenin yem katkı malzemesi olarak kullanımının avantaj ve dezavantajları değerlendirilmiştir. Su mercimeği (Lemna minor) kültürlerinin yetiştirilmesi ve biyokütle üretimi amacıyla, Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi'nin çıkış suyu kullanılmıştır. Su mercimeği (Lemna minor) biyokütle artışının izlenmesi amacıyla, arıtılmış atıksu içeren akvaryumlarda kültürler yetiştirilmiştir. Deneyler süresince haftalık olarak hasat yapılmış, elde edilen biyokütlenin hem yaş ağırlığı hem de kuru ağırlığı belirlenmiştir. Ayrıca, Lemna minor'un evsel atıksudaki besin maddeleri (nitrat ve fosfat) ve ağır metalleri giderim performansını belirlemek amacıyla günlük olarak analizler gerçekleştirilmiştir. Ortalama giderim verimleri ve standart sapma değerleri TN (toplam azot) için %47 ± 18, NO3—N (nitrat azotu) için %62 ± 24, TP (toplam fosfor) için %72 ± 16 ve PO43- (fosfat) için %50 ± 25 olarak hesaplanmıştır. Bu çalışma ile, alıcı ortama deşarj edilmesi çevreye zararlı olan besin maddelerini (N ve P) içeren arıtılmış evsel atıksuyun, düşük maliyetlerle biyokütle üretimi neticesinde hayvan yemi katkı maddesi olarak faydalı bir ürüne dönüştürülmesi hem doğal ekosistemlerin korunması hem de döngüsel ekonomi kapsamında önem arz etmektedir.
Enerji nötral ve/veya pozitif evsel atıksu arıtımında yüksek hızlı temas stabilizasyon prosesi performansının pilot ölçekli bir reaktörde araştırılması
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Demir, Emir Kasım; Şahinkaya, Erkan; Semerci, Neslihan
Evsel atıksu arıtımında enerji maliyetlerini düşürmek için organik madde oksidasyonunun en aza indirilerek, enerji üretimi amacıyla geri kazanıldığı yenilikçi proseslerin geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bununla birlikte çözülmesi gereken en önemli problem, atıksu arıtma performansından ödün vermeden enerji pozitif bir prosesin geliştirilmesidir. Bu problemi çözebilmek amacıyla; tez kapsamında enerji geri kazanımını teşvik edecek yüksek performanslı bir proses geliştirilmiştir. Çalışma kapsamında ön çöktürme ünitesi bulunan yüksek hızlı temas stabilizasyon prosesinde organik madde geri kazanım performansını arttırmak için, stabilize çamur belli bir oranda ön çöktürme tankına yönlendirilerek (modifiye edilmiş YHTS prosesi), oksidasyon prosesi minimize edilirken karbon geri kazanımı maksimize edilmiştir. Geliştirilen modifiye edilmiş YHTS prosesi İstanbul'da (TÜRKİYE) bulunan Paşaköy İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi'nde 800 gün boyunca işletilerek performansı ve enerji dengesi farklı çamur yaşlarında (SRT) ve temas tankının havalandırılıp havalandırılmadığı koşullarda araştırılmıştır. Geliştirilen modifiye edilmiş YHTS prosesinde ön çöktürme tankında organik madde geri kazanım veriminde %21'e varan artış elde edilmiştir. Proseste, temas tankının havalandırılması halinde SRT'den bağımsız olarak çıkış KOİ değerleri (79-124 mg/l) deşarj limitlerinin (125 mg-KOİ/l) altında kalmıştır. Optimum çalışma koşulları net enerji üretimi ile çıkış suyu kalitesi arasında denge kurularak; temas tankının havalandırıldığı, SRT değerinin 0,5 gün olduğu ve ön çöktürme tankına çamur geri devrinin yapıldığı koşullar olarak belirlenmiştir. Bu işletme şartlarında çıkış toplam KOİ <125 mg/l ve net enerji kazancı da 0,3 kWh/m3 olmuştur. Sonuç olarak, geliştirilen enerji pozitif modifiye YHTS prosesinin ülkemizde gerçek ölçekli tesislerde kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Zorunlu vatandaşlık davranışlarının öncülleri: Belediye çalışanlarında kamu hizmeti motivasyonu merkezli bir araştırma
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) İşbilir, Sedat; Öztop, Sezai
Çalışanların örgüt içindeki olağan yükümlülük ve görev sınırlarını gönüllü biçimde aşarak rollerinin ötesine geçen davranışlar sergilemeleri, örgütlerin hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynamaktadır. Bu tür rol ötesi davranışlar literatürde örgütsel vatandaşlık davranışları (ÖVD) olarak tanımlanmaktadır. Ancak görünürde ÖVD ile benzerlik gösteren, fakat gönüllülükten ziyade zorunluluk temelli olarak ortaya çıkan zorunlu vatandaşlık davranışları (ZVD), örgütsel vatandaşlığın "olumsuz yüzü" ya da bir tür "illüzyonu" olarak değerlendirilmektedir. ZVD'de gönüllü katkının yerini örgütsel baskı unsurları almakta ve bu durum çeşitli olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Küreselleşme ile birlikte gelişen yeni kamu yönetimi anlayışları, günümüz kamu kurumlarının, özellikle belediyelerin görev alanlarını genişletip çeşitlendirmiştir. Bu yoğunlaşan görevlerin etkin biçimde yerine getirebilmesi ve performans hedeflerine ulaşabilmesi için en temel unsur ise insan kaynağıdır. Gelişen yeni anlayışlar, kamu personelinin rolünde de değişikliklere yol açmış ve üzerindeki performans beklentisini arttırmıştır. Belediyelerde de insan kaynağından azami düzeyde yararlanılmasında çalışanların ekstra roller üstlenmeleri veya çeşitli kurumsal ve bireysel baskıların etkisiyle zorunlu vatandaşlık davranışları sergilemeleri mümkündür. Bu çalışma kapsamında, ilgili teoriler ışığında, ZVD'yi etkileyen seçilmiş bireysel öncüller incelenmiş; araştırma modeli kapsamında bireysel öncüllerin ZVD üzerindeki etkileri ve ZVD'nin kamu hizmeti motivasyonu (KHM) üzerindeki yansımaları analiz edilmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde görev yapan memur, sözleşmeli personel, işçi ve belediye şirketi çalışanlarından oluşan 521 kişilik bir örneklem üzerinden yürütülen araştırmada, veriler anket yöntemiyle toplanmıştır. Toplanan verilerin analizinde açımlayıcı faktör analizi için SPSS 22.0 paket programından, doğrulayıcı faktör analizi ile Yapısal Eşitlik Modelinin oluşturulmasında ise R programlama dilinden (R Core Team, 2023) faydalanılmıştır. Bulgular, bireysel öncüllerin ZVD üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğunu ve ZVD'nin KHM'yi azalttığını göstermektedir. Sonuç bölümünde, ZVD'nin ortaya çıkışını sınırlandırmak ve kamu hizmeti motivasyonunun sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla yönetsel ve politik düzeyde öneriler geliştirilmiştir.
Dictionary initiatives in the Ottoman Empire in the second half of the 19th century
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Sarı, Fatma Süeda; Işıksel, Güneş
Sözlükler çoğu zaman teknik başvuru kaynakları olarak değerlendirilir; anlamları sabitleyen, kelimeleri tanımlayan ve dilin kullanımına dair temel bilgileri aktaran araçlar olarak görülür. Ancak tarihsel bağlam içinde ele alındıklarında, sözlükler dilin hangi sınırlar içinde düşünüldüğünü, hangi tür kullanımların makbul sayıldığını ve hangi kavramların öne çıkarıldığını da görünür kılar. Bu çalışma, geç Osmanlı döneminde yayımlanan tek dilli Osmanlı Türkçesi sözlüklerini bu perspektiften ele almakta; sözlükleri, dönemin dilsel, kültürel ve siyasal tartışmalarıyla temas hâlindeki metinler olarak okumayı amaçlamaktadır. Özellikle önsözler, sözlüğün hangi gerekçelerle yazıldığını, nasıl bir okur kitlesinin tasarlandığını ve dil hakkında hangi kabullerin benimsendiğini gösteren ayrıcalıklı bir alan sunduğu için incelemenin merkezine alınmıştır. Bu yaklaşım, sözlükleri yalnızca kelime hazinesini aktaran araçlar olarak değil, dilin nasıl düşünülmesi gerektiğine dair normatif öneriler içeren metinler olarak ele almayı mümkün kılmaktadır. Ön sözlerde yer alan hitap biçimleri, fayda vurguları ve eleştirel değerlendirmeler, sözlük yazarlarının kendi dönemlerindeki dil sorunlarını nasıl kavradıklarını ve bu sorunlara nasıl çözümler önerdiklerini göstermektedir. Böylece sözlükler, dilin kullanımına dair mevcut durumu yansıtan metinler olmanın ötesinde, dili yönlendirmeyi ve dönüştürmeyi hedefleyen müdahale alanları olarak da okunabilmektedir. Bu müdahalelerin ortaya çıktığı zemin, 19. yüzyılda Osmanlı matbuatının geçirdiği dönüşümle yakından ilişkilidir. Matbaanın yaygınlaşması, basılı metinlerin dolaşım hızının artması ve okuryazarlığın görece genişlemesi, dili yalnızca sınırlı bir elit grubun kullandığı bir yazı alanı olmaktan çıkararak daha geniş bir kamusal dolaşıma açmıştır. Bu süreçte dilin düzenlenmesi, sadeleştirilmesi ve sınırlarının belirlenmesi meselesi, yalnızca filolojik bir tartışma olmaktan çıkarak idarî ve toplumsal bir mesele hâline gelmiştir. Sözlükler de bu yeni basılı kültür ortamında, dilin "doğru", "yerinde" ve "makbul" kullanımını tanımlayan metinler olarak özel bir işlev kazanmıştır. Çalışmanın odağında, Hicrî 1269–1332 (Miladî 1853–1924) yılları arasında yayımlanmış on beş tek dilli Osmanlı Türkçesi sözlüğü yer almaktadır. Bu sözlükler, Osmanlı sözlükçülüğünde çok dilli ve ıstılahî geleneğin yaygın olduğu bir ortamdan, dilin kendi konuşurları için tanımlanmasına yönelen yeni bir anlayışa geçişin ürünleri olarak değerlendirilmiştir. Tez, bu geçişi doğrusal bir "ilerleme" anlatısı içinde ele almak yerine, her sözlüğü kendi tarihsel, entelektüel ve kurumsal bağlamı içinde tartışmayı tercih etmektedir. Bu nedenle sözlük üretimi, Tanzimat reformlarının tek belirleyeni olduğu bir alan olarak değil; farklı aktörlerin, okur pratiklerinin ve yayın koşullarının kesiştiği bir pratik zemin olarak incelenmiştir. Bu bağlamda, sözlük yazımının arkasındaki motivasyonların tekil olmadığı; eğitim, bürokrasi, matbuat ve entelektüel çevreler arasında şekillenen çok yönlü bir ihtiyaç alanına karşılık geldiği görülmektedir. Sözlüklerin artan okuryazarlık, eğitim kurumlarının yaygınlaşması ve basılı kültürün genişlemesiyle birlikte daha görünür hâle gelen dil sorunlarına cevap verme iddiası taşıdığı söylenebilir. Yöntemsel olarak çalışma, sözlüklerin önsözlerinden hareketle söylem analizi yaklaşımını benimsemektedir. Önsözler, yazarların projelerini gerekçelendirdikleri, okurla ilişki kurdukları ve sözlüğün işlevini tanımladıkları metinler olarak değerlendirilmiştir. Bu çerçevede önsözler, yalnızca teknik açıklamalar içeren giriş metinleri değil; yazar niyetinin, meşruiyet stratejilerinin ve dönemin dil tartışmalarının yoğunlaştığı söylemsel alanlar olarak okunmuştur. Analizde ayrıca, tarihsel bağlamda kavramların anlam dönüşümlerini izlemeye imkân tanıyan kavramsal tarih yaklaşımından ilham alınmıştır. Bu yöntem sayesinde, aynı kavramların farklı sözlüklerde nasıl tanımlandığı, hangi bağlamlarda öne çıkarıldığı ve hangi kullanımların dışarıda bırakıldığı karşılaştırmalı olarak incelenebilmiştir. Böylece sözlüklerin yalnızca içerikleri değil, içeriklerini kurma biçimleri de analizin bir parçası hâline gelmiştir. Çalışmanın temel verisini, Tanzimat sonrasında ortaya çıkan sözlükler içerisinden seçilen on beş sözlüğün önsözleri ile Ali Seydî Bey'in Resimli Kâmûs-ı Osmânî (H.1330/M.1912–13) adlı eserinin "İlâve" bölümünde yer alan elli altı kelimenin, örneklemdeki diğer sözlüklerle birlikte karşılaştırmalı incelenmesi oluşturmaktadır. İncelenen sözlükler arasında, yazarların yöntemsel ve ideolojik müdahaleleriyle öne çıkan bazı eserler özel bir önem taşımaktadır. Ahmed Vefik Paşa'nın iki versiyonu olan Lehce-i Osmânî (H.1293/M.1876) ve Lehce-i Osmânî (Tabʿ-ı Cedîd) (H.1306/M.1889–90) sözlükleri Osmanlı Türkçesini Türk dilinin tarihsel seyri içinde bir "lehçe" olarak konumlandırması ve ikinci baskısında sözlük düzeninde Türkçe kelimeleri ayırma fikrini belirgin biçimde gündeme taşımasıyla dikkat çekmektedir. Şemseddin Sâmî'nin Kâmûs-ı Türkî (H.1317/M.1899–1900)'si ise tek dilli sözlük ihtiyacını en sistematik biçimde gerekçelendiren metinlerden biridir; mevcut sözlükleri içerik ve düzen açısından eleştirirken kendi eserini daha kapsayıcı ve işlevsel bir model olarak kurar. Bu iki önsöz, çalışmada problem alanlarını daha berrak gösterebilmek için özellikle merkeze alınmış; ardından diğer sözlüklerin önsözleri bu çerçevede karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Sözlüklerin üretim ve dolaşım koşulları, Tanzimat sonrası yürürlüğe giren matbuat düzenlemeleriyle doğrudan ilişkilidir. 1857 Matbaa Nizamnamesi ile başlayan süreç, 1888 ve 1895 tarihli nizamnamelerle daha merkezi ve kurumsal bir denetim yapısına kavuşmuştur. Bu düzenlemeler, yalnızca gazete ve dergileri değil, sözlük gibi referans eserlerini de ruhsatlandırma ve inceleme süreçlerine tâbi kılmıştır. Özellikle II. Abdülhamid döneminde Maarif Nezareti aracılığıyla işletilen kontrol mekanizmaları, dilin kamusal dolaşımını dolaylı biçimde sınırlandırmış; sözlükler bu bağlamda, tanım tercihleri ve kavramsal sınırlarıyla dönemin denetim rejimiyle temas hâlinde üretilmiştir. Örneklemin seçimi, sözlüklerin modern anlamda genel tek dilli sözlük tanımına yaklaşması ölçütüyle sınırlandırılmıştır: Bir dilin kelimelerini kendi konuşurları için açıklama iddiası taşıyan ve "standart/yerleşik kullanım"ı temsil etmeyi hedefleyen eserler tercih edilmiştir. Seçim sürecinde bibliyografik çalışmaların yanı sıra, içerik çeşitliliği ve karşılaştırma yapmaya elverişli eşleştirmeler de belirleyici olmuştur. Örneğin Müntehabât-ı Lugat-ı Osmâniyye (H.1269/M.1853) ile onun "ilâveli" versiyonu olan İlâveli Müntehabât-ı Lugat-ı Osmâniyye (H.1297/M.1880–81) birlikte değerlendirilmiş; Dr. Hüseyin Remzi'nin cep sözlüğü niteliğindeki Lûgat-ı Ecnebiyye İlaveli Lûgat-ı Osmaniye (H.1298/M.1881) ile daha kapsamlı Lugat-ı Remzî (H.1305/M.1889) sözlüğü, hacim ve amaç farkları üzerinden ele alınmıştır. Bu çalışmada oluşturulan korpus, bilinçli bir tercih olarak ihtisas, teknik ve ansiklopedik sözlükleri kapsam dışı bırakmaktadır. İnceleme, 19. yüzyıl boyunca yapısal ve işlevsel bakımdan birbirleriyle karşılaştırılabilir nitelikte olan, genel amaçlı tek dilli sözlüklere odaklanmaktadır. Tarım, botanik, felsefe veya denizcilik gibi alanlara özgü sözlükler düzensiz aralıklarla üretilmiş, süreklilik arz eden bir kavramsal hat oluşturmamış ve bu nedenle karşılaştırmalı söylem analizini parçalama riski taşımıştır. Benzer biçimde, eğitim amaçlı manzum sözlükler de gerek literatürde kapsamlı biçimde ele alınmış olmaları gerekse pedagojik yönelimlerinin yazar niyetine odaklanan bir söylem çözümlemesini zorlaştırması nedeniyle örnekleme dâhil edilmemiştir. Bunun yerine, matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte eğitim, bürokrasi ve yayıncılığın iç içe geçtiği 19. yüzyıl bağlamında üretilmiş genel sözlükler seçilerek, sözlük yazarlarının önsözlerde dil, okur kitlesi ve sözlüğün amacı hakkında nasıl bir çerçeve kurdukları süreklilik içinde izlenebilir kılınmıştır. Korpus, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte süreklilik ve kırılmaları izleyebilmek amacıyla 1924 tarihli Yeni Türkçe Lugat ile genişletilmiş; ayrıca yalnızca İstanbul merkezli bir bakışın ötesine geçebilmek için Trabzon'da hazırlanmış Lugat-ı Cûdî de örnekleme dâhil edilmiştir. Seçim ölçütleri arasında sözlüklerin genel kapsamlı ve tek dilli olması, eksiksiz ve karşılaştırmaya elverişli nüshalarının bulunması, yazarın önsözde amaç ve yönteme dair açık beyanlarda bulunması ve farklı baskılar arasında yatay/dikey karşılaştırmaya imkân tanıması belirleyici olmuştur. Tezin üçüncü bölümünde sözlük üretimi ile Osmanlı'daki matbuat denetim mekanizmaları arasındaki ilişki ele alınmaktadır. Tanzimat sonrası dönemde yürürlüğe giren Matbaa Nizamnameleri, Maârif Nezâreti'nin ruhsat sistemi ve II. Abdülhamid döneminde yoğunlaşan kontrol uygulamaları, sözlüklerin üretim ve dolaşım koşullarını doğrudan etkilemiştir. Bu bağlamda, Resimli Kâmûs-ı Osmânî (H.1330/M.1912–13)'nin "İlâve" kısmında yer alan ve literatürde "yasaklı kelimeler" tartışmasıyla birlikte anılan kelimeler, diğer sözlüklerle karşılaştırılarak incelenmiştir. Bu karşılaştırma, kelimelerin sözlüklerdeki varlık/yokluk durumlarını, tanım stratejilerini ve kullanımın hangi sınırlar içinde temsil edildiğini görmeyi mümkün kılmaktadır. Böylelikle sözlükler, yalnızca dilin kaydı değil, basılı kültürün denetlendiği bir ortamda bilginin dolaşımına eklemlenen metinler olarak yeniden konumlandırılmaktadır. Bu tarihsel seyir, sözlüklerin farklı siyasal rejimler ve yayın düzenlemeleri altında üretilmesi üzerinden daha görünür hâle gelmektedir. Örneklemdeki 1853 tarihli en erken tarihli sözlük olan Müntehabât-ı Lugat-ı Osmâniyye (H.1269/M.1853) görece serbest bir ortamda ortaya çıkarken, 1880–1902 arasında yayımlanan sözlüklerin büyük bölümü II. Abdülhamid döneminin en yoğun kontrol yıllarına rastlamaktadır. II. Meşrutiyet ve 1909 Matbuat Kanunu sonrasında yayımlanan eserlerde daha geniş bir hareket alanının izleri görülse de savaş koşullarının getirdiği sınırlamalar bu dönemi de biçimlendirmiştir. Örneklemde kıyas yapmak için seçilen Cumhuriyet'in ilk yıllarında basılan Osmanlı Türkçesi sözlük olan Yeni Türkçe Lugât (1924) ise Osmanlı düzenlemelerinin dışına taşan yeni bir siyasal rejim ve dilsel bağlamda üretilmiştir. Bu inceleme, sözlük önsözlerinin yalnızca teknik açıklamalar içeren metinler olmadığını; aksine sözlük yazımının dönemin entelektüel iklimi içinde giderek yaygınlaşan bir pratik hâline geldiğini göstermektedir. Trabzonlu Cûdî Efendi'nin önsözünde dile getirdiği "bir sözlük de benim olsun istedim" ifadesi, sözlük yazımının bireysel bir ilmî gayretten ziyade, paylaşılan bir kültürel eğilimin parçası olarak algılandığını ortaya koyar. Önsözlerde sıkça rastlanan eleştirel ton, özellikle Redhouse'un Müntehabât-ı Lugat-ı Osmâniyye (H.1269/M.1853) örneği etrafında yoğunlaşarak sözlüklerin müellif denetiminden çıkması, piyasa koşulları içinde çoğaltılması ve "yanlışlarla dolu" biçimde dolaşıma girmesi gibi meseleleri görünür kılar. Ebûzziyâ Tevfik'in bu geleneğe yönelttiği itirazlar ise, sözlükçülüğün meşruiyetini "yerli", "dil içi" ve ecnebî aracılığından bağımsız bir zeminde yeniden kurma arzusunu yansıtır. Bu yönüyle önsözler, sadece dil tartışmalarını değil, bilgi üretiminin kaynaklarını, otoriteyi ve okur güvenini de müzakere eden metinlerdir; sözlük, "hangi dilden" ziyade "kimin adına ve hangi amaçla" yazıldığı üzerinden anlam kazanır. Sonuç olarak bu tez, geç Osmanlı döneminde üretilen tek dilli Osmanlı Türkçesi sözlüklerinin yalnızca dilsel bir ihtiyaca cevap veren araçlar olmadığını; sözlük yazımının aynı zamanda okur kitlesi, pedagojik fayda, dilin "doğru" kullanımı ve bilgi dolaşımı gibi meselelerle iç içe geçtiğini ortaya koymaktadır. Önsözler üzerinden yürütülen söylem analizi, sözlüklerin nasıl bir dil tasavvuru kurduğunu, bu tasavvurun hangi gerekçelerle savunulduğunu ve yazarların kendilerini hangi konumlarda sunduğunu görünür kılar. Resimli Kâmûs-ı Osmânî'nin "İlâve" kısmı üzerinden yapılan karşılaştırmalı inceleme ise, sözlüklerin dönemin kontrol pratikleriyle dolaylı temas noktalarını göstermekte; kelimelerin tanımlanma biçimlerinin, dönemin ideolojik ve kurumsal ikliminden tamamen bağımsız düşünülemeyeceğini işaret etmektedir. Böylece çalışma, Osmanlı sözlükçülüğünü dil tarihiyle sınırlı bir alan olmaktan çıkararak, geç Osmanlı entelektüel ortamında dil, bilgi ve otorite arasındaki ilişkileri tartışmaya açan tarihsel bir okuma önermektedir.


















