İstanbul Medeniyet Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Medeniyet, İstanbul Medeniyet Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve üniversite adresli yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
İçecek kalıntılarından dispersif sıvı-sıvı mikroekstraksiyon (DLLME) yöntemi ile önderiştirilmiş alprazolam ve lorazepam'ın çoklu spektroskopik teknikler, PCA ve HCA ile tayini
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Emanetoğlu, Büşra; Akbay, Nuriye
Son yıllarda ilaçların kötüye kullanımına ilişkin adli vakalarda, özellikle cinsel saldırı davalarında benzodiazepin gibi farmasötiklerin tayini kritik önem kazanmıştır. Bu çalışmada, alprazolam (ALP) ve lorazepam (LORA) adlı benzodiazepin türevlerinin farklı içecek matrislerinde basit, hassas ve ayırt edilebilir tayini için bir metodoloji geliştirilmiştir. Analizlerde ultraviyole görünür bölge (UV-Gör) absorpsiyon spektroskopisi, UV türev spektroskopisi ve floresans spektroskopisi kullanılmış, örneklerin analiz öncesi düşük hacimli ortamlarda ön derişimi dispersif sıvı–sıvı mikroekstraksiyon (DLLME) yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Gerçek yaşam senaryoları göz önünde bulundurularak örnekler sıvı, damlacık ve kuru formda simüle edilmiştir. Sıvı form, içeceklerde arta kalan örnekleri; damlacık form, bardak veya kadeh duvarına tutunmuş kalıntıları; kuru form ise tamamen tüketilmiş veya buharlaşmış örnekleri temsil etmektedir. İlaçların analizinde yaygın olarak tüketilen beyaz şarap, roze şarap, votka, gazoz ve maden suyu kullanılmıştır. Elde edilen UV-Gör ve türev spektrumları korelasyon analizleriyle değerlendirilmiş; özellikle DLLME ile elde edilen sıvı form örneklerinde ALP için yüksek korelasyon (r > 0.65) elde edilirken, LORA için bu değer tüm örneklerde tutarlı ve pozitif çıkmıştır. Korelasyon verilerine dayanarak sıfırıncı ve birinci derece türevlerin ayrım gücü açısından daha etkili olduğu belirlenmiştir. Ayrıca temel bileşenler analizi (PCA) ile yapılan çok değişkenli istatistiksel değerlendirmeler, DLLME uygulanmış örneklere ait spektrumlarının içecek spektrumlarından başarıyla ayrılabildiğini ortaya koymuştur. Maden suyu örnekleri, tüm spektral düzeylerde en tutarlı sonuçları vermiştir. Çalışma sonucunda geliştirilen yöntem, düşük örnek hacmiyle adli toksikoloji alanında güvenilir bir ön tarama modeli sunmakta ve benzer farmasötik maddelerin tayini için örnek teşkil etmektedir.
Modern Türk ve Mısır romanlarında toplumsal değişime karşılaştırmalı bakış: Necîb el-Kîlânî'nin Uzun Yol ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban romanı
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Elfalahgy, Yasmin Gamal Elsaid Elsherbiny; Koçak, Ahmet
Bu çalışma, Türk ve Mısır edebîyatında toplumsal değişimlerin birey üzerindeki
etkilerini karşılaştırmalı bir bakış açısıyla incelemektedir. Araştırmada özellikle
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban ve Necîb el-Kîlânî’nin Uzun Yol romanları
ele alınmıştır. Söz konusu eserler üzerinden birey-toplum ilişkisi, kimlik arayışı,
sosyal adalet ve kültürel dönüşüm temaları çözümlenmiştir. Tezin birinci
bölümünde Türk ve Mısır edebîyatında toplumsal değişime genel bir bakış yapılmış,
edebîyat-toplum ilişkisi kuramsal çerçevede değerlendirilmiştir. İkinci bölümde
yazarların biyografileri, edebî kişilikleri ve eserleri incelenmiş; toplumsal arka planla
olan ilişkileri ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise Yaban ve Uzun Yol romanları
toplumsal açıdan karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş; karakterlerin sosyolojik
yapısı, mekân-zaman unsurları ve tematik boyutları irdelenmiştir. Sonuç olarak her
iki romanda da bireyin kimlik arayışı ile toplumsal normlar arasındaki çatışmalar,
dönemin sosyal ve kültürel koşullarıyla iç içe geçmiştir. Bu bağlamda tez, edebîyatın
toplumsal değişim süreçlerini yansıtma ve aynı zamanda bu süreçlere yön verme
gücünü vurgulamaktadır. Ayrıca çalışma, edebiyatın yalnızca bireysel bir ifade aracı
olmadığını; toplumların farklı dönemlerinde kolektif bir hafıza ve eleştiri işlevi
üstlendiğini göstermektedir. Türk edebiyatında ortaya çıkan yabancılaşma ve kimlik
krizi ile Mısır edebiyatında yaşanan toplumsal sorgulamalar, her iki toplumun ortak
sorunlarını görünür kılmıştır. Bu yönüyle tez, farklı coğrafyalarda yazılmış iki eseri
merkeze alarak karşılaştırmalı edebiyat çalışmalarına katkı sunmakta ve
kültürlerarası bir perspektif geliştirmektedir. Ayrıca araştırma, edebiyatın toplumsal
olguları çözümlemede ne denli işlevsel olduğunu ortaya koyarken, farklı
toplumların deneyimlerini karşılaştırmalı bir düzlemde bir araya getirmekte ve
disiplinlerarası bir yaklaşımın önemini belirtilmektedir.Bu sonuç, edebiyatın
toplumsal işlevini ortaya koyarken, farklı disiplinler arasında köprü kurma gücünü
de açıkça göstermektedir.
Pozitif psikoloji temelli sinematerapi psikoeğitim programının ergenlerin umut ve iyimserlik düzeylerine etkisi
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Doğan, Harun; Ekşi, Füsun
Bu araştırmanın amacı, pozitif psikoloji temelli sinematerapi psikoeğitim programının ergenlerin umut ve iyimserlik düzeylerine etkisini incelemektir. Araştırma, ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılarak yürütülmüştür. Çalışma grubunu, 6. ve 7. sınıfa devam eden toplam 24 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılar 12 kişilik deney ve 12 kişilik kontrol grubu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Deney grubundaki öğrencilere, pozitif psikoloji ilkeleri ve sinematerapi yaklaşımı temel alınarak geliştirilen 8 oturumluk bir program uygulaması yapılmış; kontrol grubuna müdahalede bulunulmamıştır. Araştırmanın verileri Çocuklarda Umut Ölçeği (ÇUÖ) ile İyimserlik Ölçeği (İÖ) kullanılarak toplanmıştır. Örneklem sayısının sınırlı olması ve verilerin dağılım özellikleri nedeniyle analizlerde non-parametrik testler tercih edilmiştir. Gruplar arasındaki karşılaştırmalarda Mann–Whitney U, grup içindeki değişimlerde ise Wilcoxon İşaretli Sıralar testi tercih edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, umut (U = 62.50; p > .05) ve iyimserlik (U = 59.50; p > .05) değişkenlerinin ön test puanlarında gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak son test sonuçları, umut (U = 12.00; p < .01) ve iyimserlik (U = 8.50; p < .01) değişkenlerinde deney grubundaki öğrencilerde anlamlı düzeyde bir artış gerçekleştiğini göstermiştir. Grup içi analizlerde, deney grubundaki öğrencilerin umut (Z = -2.76; p < .01) ve iyimserlik (Z = -2.84; p < .01) düzeylerinde anlamlı düzeyde artış olduğunu göstermektedir. Kontrol grubunun ön test ve son test puanları arasında ise umut (Z = -.53; p > .05) ve iyimserlik (Z = -.94; p > .05) değişkenlerinde anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Hesaplanan etki büyüklüğü değerleri umut değişkeni için r = .80, iyimserlik değişkeni için r = .85 olarak bulunmuştur. Bu değerler sırasıyla büyük ve çok büyük etki düzeylerine işaret etmektedir. Elde edilen bulgular, pozitif psikoloji temelli sinematerapi psikoeğitim programının ergenlerin psikolojik sağlamlık kaynakları olan umut ve iyimserlik düzeylerini artırmada etkili ve uygulanabilir bir müdahale yöntemi olduğunu göstermektedir. Bulgular, Snyder'ın Umut Kuramı ve Seligman'ın Öğrenilmiş İyimserlik Modeli çerçevesinde, ilgili ulusal ve uluslararası literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
AB Dijital Hizmetler Kanunu ve Yapay Zekâ Kanunu kapsamında yapay zekâ aracılığıyla sosyal medyada yapılan müdahaleler
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Demirtaş, Muhammed Enes; Ekici, Şerafettin
20. yüzyılda gelişmeye başlayan ve milenyumla birlikte gelişimi devam eden oyun
değiştirici iki güç, sosyal medya ve yapay zekâdır. Web (internet) tabanlı bir
çevrim içi ortam olan sosyal medya, toplumun sosyalleşmesinde, çeşitli içeriklerin
paylaşımında ve bilgi aktarımı ve üretilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.
Makine öğrenmesi, derin öğrenme, doğal dil işleme ve veri biliminden müteşekkil
bir olgu olan yapay zekâ ise toplumsal dengeleri yeniden oluşturmaktadır. Yapay
zekâ, kişilerin angarya olarak nitelendirilen işlerini saniyeler içinde yaparken
sosyal medya platformlarının çevrim içi ortamda yardımcısı olmaktadır. Sosyal
medya platformları “Topluluk Kuralları”nı uygulamak ve kullanıcılarının çevrim
içi deneyimini iyileştirmek için yapay zekâ teknolojisinden faydalanmaktadır. Bu
doğrultuda kullanılan yazılımlar, kullanıcı tarafından sağlanan içeriği
incelemekte, platform kurallarını ihlal eden bir durumda söz konusu içeriğe
erişimi engellemekte yahut içeriği erişimden kaldırmaktadır. Kullanıcıların
içeriklerine yapılan bu müdahale hukuka uygun olabileceği gibi hukuka aykırı da
olabilmektedir. Söz konusu yapay zekâ yazılımının hatalı müdahalesi durumunda
platform kullanıcılarının başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve
hürriyetleri kısıtlanmaktadır. Avrupa Birliği kanun koyucusu gerek sosyal medya
gerek yapay zekâ teknolojisinin toplumsal yaşamdaki bu gibi olumsuz etkilerini
azaltmak ve AB vatandaşlarının güvenli, şeffaf bir çevrim içi deneyim
yaşamalarını sağlamak ve temel hak ve hürriyetlerini güvence altına almak
amacıyla Dijital Hizmetler Kanunu’nu ve Yapay Zekâ Kanunu’nu ihdas etmiştir.
Türk Hukukunda sosyal ağ sağlayıcı olarak ifade edilen çevrim içi platformlar için
Dijital Hizmetler Kanunu ile pasif durumdan aktif bir rol almaları yönünde
hükümler ihdas edilmiştir. Yapay Zekâ Kanunu kapsamında ise yapay zekâ
sistemlerinin temel hak ve hürriyetleri dikkate alan, insanı merkeze alacak şekilde
geliştirilmesi hedeflenmektedir.
Almanya'da yaşayan türklerin kuşaklararası farklılaşan iki dillilik deneyimleri
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Demirbaş, Banu; Akın, Mahmut Hakkı
Bu araştırma, Almanya'da yaşayan Türklerin kuşaklararası farklılaşan iki dillilik deneyimlerini incelemek amacıyla Hamburg ve Köln şehirlerinde yürütülmüştür. Çalışma, 1961 tarihli Türkiye-Almanya İşgücü Anlaşması sonrasında Almanya'ya göç eden ikinci ve üçüncü kuşak bireylerle gerçekleştirilmiştir. Araştırma, yakınsayan paralel karma desen ile tasarlanmış; nicel veriler 927 katılımcıdan anket yoluyla, nitel veriler ise 42 derinlemesine görüşmeden elde edilmiştir. Veriler JASP ve MAXQDA 24 yazılımlarıyla analiz edilmiş, bulgular ortak gösterim tabloları aracılığıyla bütünleştirilmiştir. Nicel ve nitel veriler ortak değerlendirildiğinde; ebeveynin doğum yeri, göçü başlatan kuşak ve yaşanılan şehir gibi değişkenlerin, Türkçenin kullanımı ve aktarım biçimlerinde belirgin eğilimler ortaya koyduğunu göstermiştir. Aile faktörü, Türkçenin kuşaklararası aktarımında en belirleyici unsur olarak öne çıkmış; ebeveynlerden en az birinin Türkiye doğumlu olması, çocukların Türkçeyi anlama ve ifade etme becerilerini güçlendirmiştir. Köln'de Türkçenin ve iki dilliliğin daha güçlü korunduğu, Hamburg'da ise Almancaya yönelimin belirginleştiği saptanmıştır. Araştırmada "tersine dil aracılığı", "döngüsel dil kaybı" ve "kültürel kod örgüsü" kavramları geliştirilmiştir. Bulgular, iki dilliliğin kimlik, aidiyet ve kültürel süreklilikle iç içe geçmiş çok katmanlı bir toplumsal olgu olduğunu göstermiştir. Sonuçlara dayalı olarak geliştirilen politika önerileri; aile temelli ana dili farkındalık seminerleri, Türkçe ve Türk Kültürü derslerinin zorunlu statüye alınması, yerel kurum ve camilerle iş birlikleri, YTB'nin Almanya'da temsil ofisi açması, kültürel etkinliklerin ve medya içeriklerinin çeşitlendirilmesi ve Türk-Alman akademik iş birliklerinin saha temelli araştırmalarla genişletilmesi yönündedir. Bu adımların hayata geçirilmesiyle Türkçenin kamusal görünürlüğünün artacağı ve iki dilliliğin sürdürülebilirliğine somut katkılar sağlanacağı düşünülmektedir.


















