İstanbul Medeniyet Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Medeniyet, İstanbul Medeniyet Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve üniversite adresli yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.


 

Güncel Gönderiler

Öğe
VI. Tıp Hukuku Kongresi Özet Bildiri Kitabı
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2026) Kaman, Nur Zeliha; Şentürk Tur, Melike
İÇİNDEKİLER TÜRK MEDENİ HUKUKU PERSPEKTİFİNDEN ORGAN NAKLİNDE RIZA: 2025 MEVZUAT DEĞİŞİKLİKLERİ VE VARSAYILAN RIZA SİSTEMİNE GEÇİŞ TARTIŞMALARI 1 Ali Yaşar ÇELİKEL ORGANOİD ZEKA (OI) ÇALIŞMALARINDA HÜCRE DONÖRLERİNİN AYDINLATILMASI VE RIZA MODELİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME 4 Adem YELMEN AYDINLATILMIŞ RIZA BAĞLAMINDA HASTANIN DENEME HAKKININ CEZA HUKUKU VE ETİK BOYUTLARI 7 Alev ÖZEROĞLU Gürkan SERT ENDİKASYON DIŞI İLAÇ KULLANIMINDA AYDINLATMA VE RIZA: TCK M. 187 BAĞLAMINDA BİR DEĞERLENDİRME 9 Sinan BAYINDIR CEZA HUKUKUNDA HİPOTETİK RIZA VE MÜDAHALENİN ZAMANINA İLİŞKİN KARAR ÖZGÜRLÜĞÜ: ALMAN HUKUKU IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME 13 Şule KARATAŞ AYIRT ETME GÜCÜNE SAHİP KÜÇÜKLERDE AYDINLATILMIŞ RIZA: HASTANIN KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME HAKKI İLE VELAYET HAKKININ ÇATIŞMASI 20 Yasemin YILMAZ AYDINLATMADA DİL BARİYERİ: YABANCI HASTALARIN AYDINLATILMASI 25 Melike ŞENTÜRK TUR AYDINLATILMIŞ RIZA (ONAM) KAVRAMININ İSPAT HUKUKU BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ 29 Samet Ali YURDAKUL DİJİTAL SİMÜLASYON TEKNOLOJİLERİ BAĞLAMINDA BİYOMETRİK VERİLERİN İŞLENMESİ, AÇIK RIZANIN SINIRLARI VE HASTA–HEKİM–SİMÜLASYON ÜÇGENİNDE VERİ SORUMLULUĞU 33 Kemal Selim USCA Zehra ÇÖMLEKÇİOĞLU DİJİTALLEŞEN SAĞLIK HİZMETLERİNDE AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE RIZANIN DÖNÜŞÜMÜ 37 Berna YILMAZ YARGI KARARLARINA GÖRE AYDINLATMA VE ONAMA 41 Hacı KARA DANIŞTAY VE YARGITAY KARARLARINDA AYDINLATILMIŞ ONAM ALINMAMASINA FARKLI SONUÇLAR BAĞLANMASI 43 Meliha Sermin PAKSOY DELİL ELDE ETME AMACIYLA YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA ŞÜPHELİYE CERRAHİ MÜDAHALEDE BULUNULABİLİR Mİ? 45 Doğan GEDİK AYDINLATILMIŞ ONAMIN FEMİNİST ELEŞTİRİSİ VE AİHM İÇTİHADINDA TOPLUMSAL CİNSİYETE DUYARLI BİR YAKLAŞIMIN GELİŞİMİ 47 Zeynep GÜNLER
Öğe
Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Eğitimi Çalıştayı Bildiriler Kitabı
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi Yayınları, 2026) Çadak, Şerife Sümeyra
Birkaç yıl önce uygulanmaya başlayan hukuk mesleklerine giriş sınavının sorumluluk alanına hukuk felsefesi ve sosyolojisi dersinin dahil edilmesiyle beraber hem anabilim dalının kendi içindeki mensuplarıyla hem de dışardaki akademisyen-lerle, yargı mensuplarıyla, merkezi teşkilatın diğer yetkilileriyle anabilim dalı hakkında düşünüp, tartışma, iletişim kurma ihtiyacı görünür oldu. Öyle ki anabilim dalı mensupları gerek dijital mecrada gerekse ayaküstü sohbetlerde sınava ilişkin çok çeşitli memnuniyetsizlikler dile getirdiler: Sorulan soruların türü, hangi konuların kapsama alındığı, soruları kimin hazırladığı, bu seçimim nasıl yapıldığı hatta bizatihi sınavın kendisinin yerindeliği, böyle bir sınavda hukuk felsefesi ve sosyolojisi dersine yer verilmesinin anlamlı olup olmadığı dahi tartışıldı. İdare, sadece hukuk felsefesi ve sosyolojisini sınav kapsamına alarak değil yargı reformu paketlerinde de anabilim dalının alanına giren müfredatı sık sık zikrederek de anabilim dalından belirli bir beklentiye sahip olduğunu ifade etti. Bunun dışında anabilim dalı yurtdışı araştırma kaynakları ve akademik personel alımı noktasında öncelikli alan olarak işaretlendi, yüksek yargı fakültelerden ilave ders açılmasını talep etti. Alan araştırması incelendiğinde görüleceği üzere bu tek yönlü bir beklenti de değildi; hukuk fakültelerinin sayısındaki artışa paralel olarak hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanında istihdam edilenlerin de sayısı arttı. Belki daha önemlisi, bu alanda çalışmak isteyen namzet akademisyenlerin sayısındaki gözle görünür artış idi; bir önceki on yıla nispetle geçtiğimiz yıllarda mülakatlara çok daha yüksek katılım sağlandı. İlgideki artış yayıncılık üzerinden de takip edilebilir; son on beş yıl içerisinde yayınlanan tercümeler ve monografilerle birlikte alandaki yayınlar kitapçı raflarında ayrı bir tür olarak kendisine yer talep edebilecek düzeye erişti. Dolayısıyla refleksiyon ihtiyacını doğrulayan HMGS haricinde başka bir çok gelişmeden bahsetmek mümkündür; hukuk felsefesinin hukuki düşünmeyi ima edecek şekilde hukuk fakültesindeki konumu, bu bağlamda hukuk metodolojisi, hukuk bilimi derslerinin akıbeti, hukuk felsefesi ve sosyolojisi dersi için ulusal bir müfredat talep edilip edilemeyeceği, böyle bir müfredatın yokluğunda ulusal sınavın eşitlik bakımından doğuracağı sonuçlar, anabilim dalından merkezi idarenin beklentileriyle uyumlu olan hukuk felsefesi harici dersler, alanda yetişmiş akademisyen sayısının hala ihtiyacın gerisinde oluşu vb. ilgilenilmeyi bekleyen bir çok konu birikmişken bir yerden başlamak adına bu çalıştayı tertip ettik. Ne var ki alan araştırması anabilim dalının güncel ve isabetli bir panoramasını çıkararak resmi bir nebze netleştirmiş olsa da tüm gün süren çalıştayın yukarıdaki sorulara verilecek cevapları olgunlaştırmak için yeterli geldiğini söylemek iyimserlik olur. Bugün bu neviden teşebbüslerin sıklaştırılması, bu toplantıların anabilim dalı mensuplarıyla sınırlı tutulmaması, alanın daha detaylı betimlenmesi gerektiğini daha yakından hissettik. Akademisyenler, akademinin endüstrileştiği koşullarda kariyerine ölçülebilir bir katkı sunmayacak bu neviden etkinliklere ayırabilecek kaynaktan mahrumken çalıştaya emek veren tüm kürsüdaşlarıma teşekkür ediyorum. Ne yaptığımızın farkında olmak, ne yaptığımızı bilmek, yaptığımıza kendimizi katmak hülasa kendi hukukumuzu hem de iyi bir şekilde inşa edebilmek için buna muhtacız. Kürsünün hukuk için yerine getirebileceği bu işlevi dönüp kendisi için de üstlenmesi gerekiyor. Çalıştayın muradı bu yönde mütevazi bir başlangıç yapmak idi.
Öğe
Sufi tradition in Ottoman Egypt according to al-Jabarti's Aja'ib al-athar
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Mert, Şeyma; Bayram, Fatih
Bu tez, on sekizinci yüzyılın sonu ve on dokuzuncu yüzyılın başlarında, İslam düşüncesi ve tasavvuf tarihinde önemli bir yere sahip olan Mısır tarihçisi 'Abd al-Rahman el-Ceberti'nin (1753-1825) ʿAcâʾibü'l-âs̱âr fi't-terâcim ve'l-aḫbâr eserinde yansıttığı tasavvufa dair görüşlerini ve bu çerçevede Sufi hayatlarını ve geleneklerini ele almaktadır. Çalışma dönemin önde gelen mutasavvıf şeyhlerinden, Muhammed Murtaza ez-Zebidi, Abdullah eş-Şerkavi ve Ahmed ed-Derdîr'in hayatlarını, eserlerini ve toplumsal rollerini kapsamaktadır. Mezkûr şahsiyetler tasavvufa katkılarının yanı sıra, Mısır'ın Osmanlı ve Fransız dönemlerinde düşünsel ve siyasal rolleriyle de etkili yere sahiptirler. Bunlara ek olarak, el-Ceberti'nin bu mutasavvıfları tasvir etmesine ve değerlendirmesine odaklanmaktadır. Giriş, dört ana bölüm ve sonuçtan oluşan bu tez; Osmanlı Mısır'ındaki siyasal, sosyal ve dini algı ile tasavvufun bunların içindeki yerini detaylı bir şekilde incelemektedir. ​Ceberti, Kahire'de doğmuş ve Mısır'ın en çalkantılı dönemlerinden birinde yaşamıştır. Ataları, Habeşistan'ın Cebert bölgesinden geldikleri için kendisi Ceberti künyesiyle tanınmaktadır. 11 yaşında hafız olan Ceberti, eğitimli, Hanefi mezhebine mensup, muhafazakâr bir aile ortamında yetişmiş El-Ezher'de klasik İslami eğitim almıştır. Bu da onun küçük yaşlarda entelektüel bir çevre ile tanışmasına neden olmuştur. Babası, hayatta kalan tek oğlu olan Ceberti'ye büyük bir miras, değerli hocalar ve ileri gelen devlet adamlarından oluşan son derece nitelikli bir çevre bırakmıştır. Kendi kütüphanesine sahip olan Ceberti, el-Ezher'den mezun olduktan sonra matematik, astronomi ve geometri alanlarında kendini geliştirmiş, Osmanlı Veziri Koca Yusuf Paşa kendisine takvimler hazırlatmış ve bir eser yazmasını isteyerek kendisine ödüller vermiştir. Mısır, Fransızlar tarafından işgal edilince Napolyon tarafından halkla yönetim arasında irtibatı sağlamak amacıyla kurulan divana üye olarak atanmıştır. Ceberti, Kavalalı Mehmed Ali Paşa'ya her zaman muhalefet etmiş, 1822 yılında oğlu Halil öldürülünce, Ceberti'nin Mehmed Ali Paşa'ya karşı olan tenkitleri yüzünden öldürüldüğü düşüncesi yaygınlık kazanmıştır. Ceberti yaşadığı yas nedeniyle görme yetisini kaybetmiş ve vefatına kadar inzivaya çekilmiştir. Yazdığı eserlerden en meşhuru olan, ʿAcâʾibü'l-âs̱âr, "Ceberti'nin Mısır Tarihi" olarak adlandırılmasının yanı sıra dönemin dini, kültürel ve sosyal analizlerini içeren önemli bir kaynaktır. Bu eser, Osmanlı idaresindeki Mısır tarihine dair en önemli ve erişilebilir birincil kaynaklardan biridir. Ceberti bu kroniğini, Halvetiyye tarikatına mensup bir Müslüman tarihçi bakış açısıyla yazmıştır. Ona göre Allah, bu dünyayı ödül ve ceza düzeniyle yönetmektedir. Bu çerçevede, Memlüklerin zulmü ve Osmanlıların baskısı, Fransızların Mısır'ı işgal etmesine zemin hazırlamıştır. Eserde ayrıca Memlüklerin çöküşünden sonra Mehmed Ali Paşa'nın yükselişi ve onun idari, ekonomik ve tarımsal reformları eleştirel bir biçimde ele alınmıştır.
 Ceberti'nin kroniğinde biyografik unsurların yanı sıra müellifin olaylar üzerinden bireyleri ve toplumsal yapıyı analiz eden tespitleri, tasavvufu ve sufileri ön plana alan yaklaşımı dikkat çeker. O dönemin Osmanlı Mısır'ı göz önüne alındığında, tarikatlar, halk inançları, mevlit kutlamaları, el-Ezher ve ulemaya dair konular bu bağlamda öne çıkmaktadır. Ceberti, eserinin dördüncü cildini tamamlayamadan vefat etmiştir. Vefatından sonra, on dokuzuncu yüzyılın başlarında parçalar halinde düzenlenip yayınlanan eserin üç ciltlik versiyonunun 1825'te neşredilen el yazması kopyaları bulunmaktadır. Mehmet Ali Paşa ve destekçilerinin tüm kopyaları imha etme girişimleri başarısız olmuş ve 1879-80'de Bulak matbaasında eserin ilk baskısı yapılmıştır. Bu çalışmada Fransız işgali hakkındaki içeriği nedeniyle yalnızca üçüncü cilt basılmış ve 75 yıl boyunca tek kopya olarak kalmıştır. Daha sonra Arap Yayın Konseyi eseri yedi cilt olarak basmışsa da bu baskı eksik ve yanlış bir dizinle yayınlanmıştır. 1990'ların sonunda Kahire'de ve Beyrut'ta iki baskının daha yayınlanmasının ardından, nihayet Shmuel Moreh Ceberti'nin gözetiminde kopyalanmış olanlar da dahil olmak üzere birçok başka el yazmasını birleştirerek Ceberti'nin Tarihçesini yayınlamıştır. Moreh'in bu yeni baskısı, muazzam boyutunun yanı sıra, Osmanlı Mısır'ını inceleyen tüm araştırmacılar için özel bir kaynaktır. Tezimizde özel olarak incelenen mutasavvıflardan ilki Murtaza ez-Zebidi'dir. Zebidi'nin hayatı Ceberti'nin en uzun ve detaylı nekrolojilerinden biridir. On sekizinci yüzyılın önemli alimlerinden olan Zebidi, 1732'de doğmuş olup, aslen Hindistan'ın Bilgram kasabasından gelen bir aileye mensup olduğuna inanılmaktadır. Yemen, Hicaz, Bağdat, Basra ve son olarak Kahire'ye ulaşan geniş bir coğrafyada ilim tahsili yapmıştır. Kendisini "eğitimde Kadiri, pratikte Nakşibendi" olarak tanımlayan Zebidi, bu yolculuklar neticesinde farklı sufi çevrelerle muhatap olmuş, çeşitli tarikatlara intisap etmiştir. Bu da çeşitli ilmi iletişim ağlarını keşfetmesine ve alimlerle arasındaki bağlantıları güçlendirmesine zemin hazırlamıştır. Karşılaştığı tarikatların silsilelerini toplamış ve 128 farklı tasavvuf zinciri yazmıştır. Zebidi, tasavvufu bireysel bir arınma yöntemi olmasının yanı sıra ilmi bir miras olarak telakki etmiştir. Ciddiyetle tasavvufa dahil olmasına rağmen kendi Sufi tarikatini kurmamış hatta sufi topluluklardan hiçbirine sadık olmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Kahire'ye yerleştikten sonra Zebidi bölgede büyük tesire sahip alimlerden biri olmuş, ders halkaları oluşturmuş ve birçok öğrenci yetiştirmiştir. Eserleri, tasavvuf çevrelerinin yanı sıra fıkıh, kelam ve hadis alimleri tarafından da ilgi görmüştür. Bu nedenle Zebidi'nin hayatı tasavvufun bireysel ve kurumsal anlamda nasıl öğretildiği ve uygulandığını gösteren önemli bir örnektir. En önemli eseri olan Taj al-'arus, Arapça lügat çalışmaları içinde en detaylı ve kapsamlı olanlardan biridir. Eserleri, çağdaşı alimlerin ihtiyaçlarını karşılamanın yanında, tarih boyunca İslam bilginleri üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. Çok iyi bir yazar, muhteşem bir koleksiyoncu ve nadir kitap dağıtıcısı olan Zebidi, Avrupalı birçok yayıncıyı gölgede bırakan geniş dağıtım ağı nedeniyle matbaa dönemi öncesi Arap yayıncılığına büyük katkılarda bulunmuştur. Tezde, Zebidi'nin yaşadığı dönemin toplumsal yapısı, alimler arasındaki entelektüel etkileşim ve tasavvufla ilişkisi detaylı biçimde ele alınmıştır. Yazdığı eserlerin listesini de içeren bu çalışmada, Zebidi'nin ilmi yolculuğunda karşılaştığı alimler, tasavvuf yolundaki mürşitleri ve ona katkıları önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışma, Zebidi'nin tasavvufi duruşunu ve Ceberti'nin onunla ilgili değerlendirmelerini anlamak adına önemli bir içeriğe sahiptir. Ceberti, hocası Zebidi'nin biyografisine onun hakkında derin hürmet ifadeleriyle başlamış, bunun yanı sıra yeri geldikçe hocasına karşı eleştirel bir tutum sergilemekten kaçınmamıştır. Zebidi'nin lugat çalışmaları, hadis yorumları ve tasavvufi eserleri, onu zamanın en değerli alimlerinden biri yapmış olsa da Ceberti, hocasının halk arasındaki etkisiyle fazla meşhur olmasını eleştirmiştir. Bu durum, Ceberti'nin tasavvufun tarif ettiği sufi tipiyle pratikte karşılaşılan arasında tespit ettiği çelişkiden kaynaklanmaktadır. Eleştirilerinin yanı sıra Ceberti hocasını muhteşem bir insan olarak tarif etmiş ve kendisini onunla bağlantılı hissetmiştir. Tezde incelenen ikinci mutasavvıf ise Abdullah Şerkavi'dir. 1737 yılında Şarkiye vilayetinde doğmuş ve Kur'an-ı Kerim'i ezberledikten sonra Medresetü's-Sinaniyye, ve Medresetü't-Taybarsiyye'de eğitim almıştır. Daha sonra el-Ezher'de birçok değerli alimden ders alırken, tasavvufa giriş yapmış ve Halvetiyye tarikatına intisap etmiştir. Halvetiyye tarikatının Hifniyye kolunun kurucusu Muhammed el-Hifni'ye bağlanmış, onun vefatının ardından da Şeyh Mahmud el-Kürdi'ye intisap edip seyr-i sülukunu tamamladıktan sonra, Kurdi'nin halifesi olmuştur. Ezher'de ders vermeye başlayarak birçok öğrenci yetiştirmiş ve nihayet el-Ezher şeyhliğine getirilmiştir. Ceberti, kroniğinde Şerkavi'nin halkla bağlantısını, siyasi olaylardaki duruşunu ve liderliğini ayrıntılı şekilde anlatmıştır. Şerkavi, dini ilimlerin yanı sıra siyasi ve toplumsal meselelerde de söz sahibi olmuştur. Fransız işgali döneminde, Fransızlar tarafından önemli bir din bilgini olarak, yine onlar tarafından düzenlenen ve İslam otoritesi ile sömürge gücünün kesiştiği noktada konumlandırılan ilk idari konsey divanına atanmıştır. Bu ise, onun dini otorite ve siyasi iktidar arasında kalmasına sebebiyet vermiştir. Birçok konuda Napolyon'la anlaşmazlık yaşamış ve ona karşı tavır almaktan çekinmemiştir. Ayrıca -daha sonra pişman olsa da- Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'a vali olarak tayin edilmesinde büyük etkisi olmuştur. Ceberti, kroniğinde el-Şarkavi'ye karşı eleştirel bir yaklaşımda bulunmuş; tarihsel çalışmalarına karşı basit ama gizli bir küçümseme göstermiş ve birçok eseri taklit ettiği için onu eleştirmiştir. Ayrıca, Şerkavi'nin mimari ve tarihi servete sahip bir Memlük yapısı olan Umm Anuk Camisini yıkmasını ve eserinde kendi çalışmasına atıfta bulunmadan kullanmasını eleştirmiştir. Bu tezde Şerkavi'nin dini ve siyasi etkilerinin yanı sıra, eserlerine de yer verilmiştir. Tezde ele alınan üçüncü mutasavvıf ise Ahmed ed-Derdîr'dir. 1715 yılında Yukarı Mısır'daki Asyût şehrine bağlı Menfelût kasabasında doğan Derdîr, küçük yaşta Kur'an-ı Kerim'i ezberledikten sonra, ilim tahsili için Kahire'ye gitmiştir. Ezher'de devrin en seçkin alimlerinden eğitim almış, fıkıh, kelam ve tasavvuf alanlarında derinleşmiştir. Halvetiyye tarikatının Karabaşiyye koluna intisap eden Derdîr, zühd ve takva ile örnek bir sufi hayatı yaşamıştır. Aynı zamanda toplumsal meselelerde aktif bir rol üstlenmiştir. El-Ezher'de uzun yıllar ders vererek birçok öğrenci yetiştirmiştir. Maliki fıkhına dair eserleriyle büyük şöhret kazanmıştır. Derdîr'in tasavvufi anlayışı, şeriat merkezli bir zühd çizgisinde şekillenmiş, sufi terbiyede mürşidin rehberliğini esas almıştır. Derdîr'in Sufi geleneğindeki rolü öncelikle yazılarından bilinmektedir. Eserlerinden biri olan Tuḥfetü'l-iḫvân fî âdâbi ehli'l-ʿirfân, tasavvufta temel bir metin olarak kabul edilebilir. Ceberti, kroniğinde, Derdîr'i yüksek ahlakı, alçakgönüllülüğü ve halkla kurduğu samimi ilişkisi nedeniyle övmüştür. Aynı zamanda onun tasavvufi vakarını ve ilim-irfan sahibi kişiliğini ideal bir sufi örneği olarak sunmuştur. Diğer iki mutasavvıf gibi Derdîr de ilimle tasavvufu birleştirerek hem zahirî hem batınî ilimlerde derinleşmiştir. Ceberti'nin nazarında olumlu bir portre çizmiştir. Derdîr'in mütevazı hayatı ve gösterişten uzak duruşu, Ceberti'nin eleştirilerinden büyük ölçüde muaf kalmasını sağlamıştır. Ceberti'nin tasavvufa yaklaşımı, diğer alimlere göre daha eleştirel fakat dengeli ve seçicidir. Halvetiyye tarikatının Karabaşiyye koluna mensup olan Ceberti, tasavvuf karşıtı değildir. Sadece bazı sufi uygulamalarını kabul etmez. Ceberti'nin tasavvuf anlayışına göre bireyin Allah'a ulaşma gayreti ilme dayalı ve gösterişten uzak şekilde olmalıdır. Hurafeleri, bidatları, menfaat odaklı ve toplumda itibar kazanmak için yapılan sufi ritüellerini eleştirmiştir. Zebidi ve Şerkavi, Ceberti'nin kroniğindeki bazı alimlere kıyasla olumlu örnekler arasında zikredilebilir. Her iki alim de tasavvuf ve diğer ilimleri birleştirmiş, şeriat dairesinde kalmış ve topluma faydalı olmuşlardır. Fakat, ikisi de zengin ve lüks hayat tarzını benimsedikleri için Ceberti'nin eleştirisine maruz kalmışlardır. Ceberti'nin tasavvufa bakış açısı, araştırmacılar için bu kritik geçiş döneminin anlaşılmasına önemli bir katkıda bulunur. Ceberti eserinde el-Ezher eğitimiyle tasavvufun birleşik farkındalığını tasvir etmektedir. Bu duruşuyla Osmanlı döneminde İslam tarihçiliği, kültür, din ve bilimler arasındaki ilişkiyi yeniden canlandıran ilk Arap-Müslüman tarihçi olarak kabul edilebilir. Bu çalışmada, Zebidi, Şerkavi ve Derdîr gibi tasavvuf ehli alimler üzerinden yapılan analizler, Ceberti'nin tasavvufa yaklaşımı ve dönemin tasavvufi anlayışının özellikleri sergilenmektedir. Gelecekteki çalışmalarımda, Zebidi, Şerkavi ve Derdîr'in yanında Acâʾibü'l-âs̱âr' da adı geçen diğer mutasavvıflar ile İslam dünyasının farklı coğrafyalarından mutasavvıfların karşılaştırmalı incelemelerini sunmayı umuyorum.
Öğe
Hegemonya ve kültürel sermaye bağlamında Boğaziçi Üniversitesinde Amerikan etkisi ve öğrencilik deneyimleri
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Medet, Halil İbrahim; Koytak, Muhammet Elyasa
Bu tez, Amerikan kültürel etkisinin Türkiye'deki akademik yapılar üzerindeki yansımalarını Boğaziçi Üniversitesi örneği üzerinden incelemektedir. Çalışma, üniversitelerin yalnızca bilgi üretim merkezleri değil, aynı zamanda belirli kültürel ve ideolojik yönelimlerin aktarılabileceği kurumlar olabileceği varsayımından hareketle, eğitim kurumlarının kültürel hegemonya süreçlerindeki rolünü analiz etmektedir. Bu doğrultuda, Antonio Gramsci’nin hegemonya kuramı ile Pierre Bourdieu’nün kültürel sermaye kavramı kuramsal çerçeve olarak benimsenmiştir. Araştırma kapsamında, Boğaziçi Üniversitesi’ne ilişkin farklı dönemleri temsil eden 20 katılımcıyla derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiş; bu veriler tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, üniversitenin tarihsel gelişimi içinde kurumsal yapı, dil politikaları, müfredat düzenlemeleri ve akademik kadro oluşumu gibi alanlarda Amerikan yükseköğretim normlarıyla çeşitli düzeylerde örtüşmeler gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu durumun, yalnızca dışsal etkilere değil, aynı zamanda üniversite içindeki kültürel sermaye biçimlerinin dönüşümüne dayalı içsel süreçlere de bağlı olduğu gözlemlenmiştir. Bununla birlikte çalışma, söz konusu yönelimlere karşı ortaya çıkan alternatif duruş biçimlerine ve farklı dönemlerde gelişen eleştirel yaklaşımlara da yer vermektedir. Özellikle öğrenci kulüpleri, mezun inisiyatifleri ve akademik özerklik talepleri bu bağlamda değerlendirilmiştir. Çalışma, Türkiye’de kültürel hegemonya tartışmalarının çoğunlukla medya ve popüler kültür üzerinden yürütüldüğü bir bağlamda, üniversitelerin bu süreçlerde oynayabileceği rolü tartışmaya açması bakımından literatüre katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Öğe
Yatai seru üretim sisteminde stok politikalarının büyüme hızı odağında değerlendirilmesi
(İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Kudratov, Maksat; Cesur, Muhammet Raşit
Yatai Seru üretim sisteminde stok politikalarının büyüme hızı üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yürütülen bu çalışma, Afara Tarım Robotu üzerine yapılan analitik bir vaka çalışmasıdır. Çalışmada, Sabit Konumlu Hat Dengeleme ile Yatai Seru modellerinin operasyonel verimlilik, iş gücü kullanımı ve finansal göstergeleri karşılaştırılmıştır. İlk aşamada sabit konumlu montaj yaklaşımıyla hat dengelemesi yapılmış; iş yükü dengesi, çevrim süreleri ve verimlilik incelenmiştir. Yatai Seru modeli ile alternatif bir üretim yapısı kurulmuş ve süre ile iş gücü verimliliği açısından karşılaştırılmıştır. İkinci aşamada, ürün ağacına dayalı MRP senaryoları geliştirilmiştir: (1) yerli/yerli – stoksuz, (2) ithal – stoksuz, (3) yerli/yerli – stoklu ve (4) ithal – stoklu. Bu senaryolar ticari, stok ve finansal performans ölçütleri açısından değerlendirilmiş; stok çevrim süresi (DIO), malzeme çevrim süresi (MCT) ve nakit çevrim süresi (CCC) gibi metrikler hesaplanmıştır. Yatai Seru yaklaşımı, uzun vadede iş gücü verimliliğini ve üretim esnekliğini olumlu etkilerken; yerli–stoklu strateji (Senaryo 3) büyüme hızı ve finansal sürdürülebilirlik açısından en dengeli çözüm olmuştur. İthal–stoklu strateji (Senaryo 4) kısa vadede avantaj sağlasa da finansman yükü nedeniyle uzun vadede dezavantajlı bulunmuştur. Bu çalışma, Yatai Seru üretim sisteminin gerçek uygulama ortamında performansını değerlendiren bir vaka örneği sunarak; üretim yönetimi, stok stratejileri ve finansal sürdürülebilirlik arasında bütüncül bir ilişki analizi ortaya koymaktadır.