Apri skoru ve nötrofil

dc.contributor.advisorBilir, Reyhan Ayaz
dc.contributor.authorOral, Tuğba
dc.date.accessioned2025-05-08T10:36:43Z
dc.date.issued2023
dc.departmentİMÜ, Enstitüler, Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
dc.description.abstractGünümüzde maternal ve fetal morbidite ile mortalitenin önde gelen nedenleri arasında yer alan preeklampsi, gebeliğe özgü bir hastalık olup hipertansiyon ve çoğunlukla eşlik eden proteinüri ya da proteinüri olmaksızın end organ hasarının gelişmesi ile karakterizedir. Gebelik döneminde hematolojik sistemde değişiklikler görülmesine karşın hepatobiliyer sistemde genelde değişiklik meydana gelmemektedir. Bu çalışmamızdaki amaç, 2018-2023 yılları arasında hastanemizde preeklampsi tanısı alan ve doğum yapanların APRİ skoru ve NRL skorlarını doğumunu hastanemizde yapan sağlıklı gebeler ile kıyaslayarak preeklampsiyi predikte etmesindeki rolünü araştırmaktır. Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde yatan ve doğumunu gerçekleştiren 352 preeklampsi tanılı gebe ve 423 sağlıklı gebe incelenmiş, kriterleri karşılayan 70 preeklampsi tanılı gebe ve randomize olarak seçilen 70 sağlıklı gebe çalışmaya dahil edilmiştir. 15-45 yaş arası doğum yapan, tekil gebeliği olan, herhangi bir kronik hastalığı olmayan, peripartum komplikasyonları ya da fetal anomalili doğum yapmayan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çoğul gebeliği bulunan, kronik hastalığı bulunan(diyabet, hipertansiyon vb.), fetal anomalisi olan, yoğun bakım yatışı olanlar ve postpartum atoni gibi komplikasyonları olan hastalar çalışmada dışlanmıştır. Her hastada boy ve kilo ölçümleri kullanılarak VKİ hesaplandı. Preeklampsi tanısı konulan hastalardan tıbbi kayıtlarının ve 20. gebelik haftasından önce ve tanı anında bakılan rutin kan testleri dijital ortamda incelenmiştir. Tıbbi özgeçmiş, laboratuvar değerleri, doğum kiloları ve APGAR skorları, APRİ skoru ve nötrofil/lenfosit (NLR) oranı hesaplanıp kontrol grubuna kıyaslanarak istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Sonuçlar mevcut literatürdeki verilerle karşılaştırıldı ve yorumlandı. Çalışmaya dahil edilen hastaların demografik özelliklerine bakıldığında çalışma grubunda yaş, vücut kitle indeksi, gravida ve pariteye bakıldığında, her iki grup ortalaması benzer olup belirgin bir fark saptanmadı. Çalışma grubunda tanı anındaki proteinüri varlığı, xiii kontrol grubuna göre daha yüksek oranda görülmüş olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Her 2 grubun bakılan 1. ve 5. dakika APGAR skorları, çalışma grubunda daha düşük saptanmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu. 20. gebelik haftasından önce bakılan APRİ VE NLR skorları her 2 grup arasında benzer dağılıma sahip olup anlamlı saptanmamıştır. Ortalamalarına bakıldığında ise her iki grup arasındaki APRİ skoru anlamlı saptandı. Kontrol ve preeklampsi grupları ROC analizi kullanarak karşılaştırıldığında 20. gebelik haftasından önce bakılan AST değerinden ziyade APRİ skorunun, preeklampsiyi öngören parametreler olduğu görüldü. Gebeliğin hipertansif hastalıklarını ön görmenin günümüzde oldukça zor olmaktadır. Preeklampsinin şiddetini ve riskini belirlemek için basit, kolay ulaşılabilir ve pahalı olmayan testlere ihtiyaç vardır. Bu nedenle erken tanı açısından literatürde bir çok çalışma bulunmaktadır ve halen devam etmektedir. Preeklampside anormal plasentasyon kaynaklı fetal gelişme geriliği, perinatal hipoksi riski, dolayısıyla yenidoğan yoğun bakım yatışı artmıştır. Kimi çalışmalarda anlamlı olduğu gösterilmiş olsa da sistemik inflamasyonda artış gösteren nötrofil lenfosit oranının, başka çalışmalarda olduğu gibi çalışmamızda preeklampsi prediksiyonunda klinik olarak önemi olmadığı gösterildi. Bunun yanısıra ilk defa 2003 yılında literatüre giren ve 2020 yılından beri gebeler üzerindeki etkisi araştırılan APRİ skorunun, preeklampsiye ilerleme süreci hakkında klinik ipucu verebileceği gösterilmiştir. Bu bulgu gelecek için umut vadeden ve üzerinde daha çok çalışılması gereken bir bulgudur. Ancak daha kesin bilgiler elde edebilmek için geniş vaka serilerine ve prospektif randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
dc.description.abstractPreeclampsia, which is among the leading causes of maternal and fetal morbidity and mortality today, is a pregnancy-specific disease characterized by hypertension and the development of end-organ damage, mostly with or without accompanying proteinuria. Although changes are observed in the hematological system during pregnancy, there is generally no change in the hepatobiliary system. The aim of this study is to investigate the role of those who were diagnosed with preeclampsia and gave birth in our hospital between 2018 and 2023 in predicting preeclampsia by comparing APRI scores and NRL scores with healthy pregnant women who gave birth in our hospital. A total of 352 pregnant women with preeclampsia and 423 healthy pregnant women who were hospitalized and delivered at Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın City Hospital Gynecology and Obstetrics Clinic were examined, and 70 pregnant women with preeclampsia who met the criteria and randomly selected 70 healthy pregnant women were included in the study. Patients between the ages of 15-45 who gave birth, had a single pregnancy, did not have any chronic disease, did not give birth with peripartum complications or fetal anomalies were included in the study. Patients with multiple pregnancies, chronic diseases (diabetes, hypertension, etc.), fetal anomaly, intensive care hospitalization, and complications such as postpartum atony were excluded from the study. BMI was calculated for each patient using height and weight measurements. Medical records of patients diagnosed with preeclampsia and routine blood tests performed before and during the 20th gestational week were analyzed digitally. Medical history, laboratory values, birth weights and APGAR scores, APRI score and neutrophil/lymphocyte (NLR) ratio were calculated and compared to the control group and evaluated using statistical methods. The results were compared with the data in the available literature and interpreted. Considering the demographic characteristics of the patients included in the study, age, body mass index, gravida and parity in the study group were examined, the mean of both groups xv was similar, but no significant difference was found. The presence of proteinuria at the time of diagnosis was higher in the study group than in the control group, and it was found to be statistically significant. The first and fifth minute APGAR scores of both groups were lower in the study group and were statistically significant. APRI and NLR scores measured before the 20th gestational week had a similar distribution between both groups and were not found to be significant. When the averages were examined, the APRI score between both groups was found to be significant. When the control and preeclampsia groups were compared using ROC analysis, it was seen that the APRI score rather than the AST value measured before the 20th gestational week were the parameters predicting preeclampsia. It is very difficult to predict hypertensive diseases of pregnancy nowadays. Simple, easily accessible and inexpensive tests are needed to determine the severity and risk of preeclampsia. For this reason, there are many studies in the literature in terms of early diagnosis and it is still ongoing. Because in preeclampsia, fetal growth retardation due to abnormal placentation, perinatal hypoxia risk and therefore neonatal intensive care hospitalization are increased. Although it has been shown to be significant in some studies, neutrophil lymphocyte ratio, which shows an increase in systemic inflammation, was shown not to be clinically important in the prediction of preeclampsia, as in other studies. In addition, it has been shown that the APRI score, which defined the literature for the first time in 2003 and whose effect on pregnant women has been investigated since 2020, can provide clinical clues about the progression to preeclampsia. This finding is promising for the future and requires further study. However, more case series and prospective randomized controlled studies are needed to obtain more precise information.
dc.identifier.endpage69
dc.identifier.startpage1
dc.identifier.urihttps://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=j_Fjwp4JS4mk97Puqti8rtAjsQ_uE53RFQkP6jwFhR_WGNoTIKWQR3OqpTVoNMAe
dc.identifier.urihttps://hdl.handle.net/20.500.14730/1184
dc.identifier.yoktezid805298
dc.institutionauthorOral, Tuğba
dc.language.isotr
dc.publisherİstanbul Medeniyet Üniversitesi
dc.relation.publicationcategoryTez
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.snmzKA_TEZ_20250302
dc.subjectKadın Hastalıkları ve Doğum
dc.subjectObstetrics and Gynecology
dc.subjectAPRİ skoru
dc.subjectpreeklampsi
dc.subjectnötrofil-lenfosit oranı
dc.subjectgebelik
dc.subjectgestasyonel hipertansiyon
dc.titleApri skoru ve nötrofil
dc.title.alternativelenfosit oranının preeklampsitahminindeki rolü
dc.typeSpecialist Thesis

Dosyalar

Orijinal paket

Listeleniyor 1 - 1 / 1
Yükleniyor...
Küçük Resim
İsim:
Tam Metin / Full Text
Boyut:
1.65 MB
Biçim:
Adobe Portable Document Format