The letters of Prince Bayezid: Emotion and politics in the sixteenth-century Ottoman Empire

Yükleniyor...
Küçük Resim

Tarih

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Erişim Hakkı

info:eu-repo/semantics/openAccess

Özet

Bu çalışma, Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatı sırasında yaşanan ve en çarpıcı hanedan krizlerinden olan Şehzade Bayezid olayını, baba-oğul ilişkisi ve mektuplaşmalar üzerinden incelemektedir. Osmanlı siyasi tarih yazımında Kanuni devri çoğunlukla askerî seferler, hukukî düzenlemeler ve devlet teşkilatındaki kurumsallaşmalar üzerinden ele alınmıştır. Ancak aynı dönem, hanedanın sürekliliğini tehdit eden, iktidarın paylaşım biçimlerini sorgulatan ve siyasî kararların seyrini doğrudan etkileyen şehzade rekabetlerinine de sahne olmuştur. Şehzade Bayezid’in isyanına ve nihayetinde idamına giden süreç, siyasî ve askerî yönlerinden ziyade, ortaya çıkardığı duygusal ve söylemsel gerilimlerle de dikkate değer bir örnek teşkil etmektedir. Bu olayın merkezinde, bir sultanın otoritesi ile bir evladın sadakati arasındaki karmaşık ilişki, mektupların diliyle biçimlenen çok katmanlı bir trajediye dönüşmektedir. Sultan Süleyman ve oğulları arasındaki ilişkilerin zaman zaman sınanmış ve hanedan içi dengelerin değişimini görünür kılmıştır. Bu ilişkilerdeki en belirgin kırılma noktalarından biri, 1553 yılında Şehzade Mustafa’nın idamıyla yaşanmıştır. Olay, sultanın adalet anlayışı, iktidar algısı ve baba olarak konumu etrafında şekillenen derin tartışmalara zemin hazırlamıştır. Çağdaş kroniklerde ve sonraki tarih yazımında ihanet, entrika ve baba-oğul çatışması temaları etrafında defalarca yeniden anlatılan bu vaka, Kanuni’nin oğulları arasındaki dengeleri köklü biçimde değiştirmiştir. Mustafa’nın ortadan kaldırılmasıyla birlikte taht mücadelesi yeni bir safhaya girmiştir. Bu dönemde Bayezid ile Selim arasındaki rekabet, hanedan düzeninde zaten var olan kırılgan dengeleri giderek belirginleştirmiştir. Yaklaşık altı yıl süren bu gerilim, 1559’daki Konya Muharebesi’nde Bayezid’in yenilgisiyle son bulmuş ve baba-oğul ilişkisi bu noktada geri dönülmez biçimde çözülmüştür. Bu çalışma, söz konusu sürecin özellikle Şehzade Bayezid’in babasına hitaben kaleme aldığı mektuplar üzerinden okunabileceğini ve bu mektupların hanedan siyasetinin duygusal ve retorik boyutlarını görünür kıldığını savunmaktadır. Bu analiz, dönemin siyasî ve söylemsel tanıklıklarını yansıtan birinci el belgeler üzerinden yürütülmüştür. Araştırmanın temel kaynak grubunu, Topkapı Sarayı Arşivi’nde muhafaza edilen ve Şehzade Bayezid’e ait olan mektuplar teşkil etmektedir. Bu belgeler, şimdiye kadar çoğunlukla siyasî bir mücadelenin kayıtları olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu tezde söz konusu mektuplaşmalar, hanedan düzeninde bir şehzadenin kendi konumunu nasıl algıladığını ve babasına hangi retorik araçlarla seslendiğini gösteren metinler olarak okunmuştur. Mektuplar, itaat ile direnç, beklenti ile hayal kırıklığı, bağlılık ile suçlama arasında salınan bir dilin duygusal ve retorik gerilimini açığa çıkarmaktadır. Bu yönüyle belgeler, sıradan bir idarî yazışmadan çok, siyasî ikna ve duygusal meşruiyet arayışının metinleri olarak değerlendirilmiştir. Tez, mektupların yalnızca içeriklerini değil, biçimsel ve dilsel özelliklerini de dikkate almaktadır. Hitap cümleleri, dua formülleri, taleplerin ifade ediliş biçimi ve zamanla üslupta gözlenen sertleşme gibi unsurlar, şehzadenin hem ruh hâlini hem de siyasî stratejisini anlamak için önemli ipuçları sunmaktadır. Bazı mektuplarda karşılaşılan spiral yazım biçimi ise, duygusal yoğunluğun yazının formuna yansıdığı istisnai örneklerdendir. Mektupların bir kısmının bizzat Şehzade Bayezid’in el yazısıyla kaleme alınmış olması da bu açıdan dikkate değerdir. Bu tür holograf belgeler, şehzadenin iradesini, duygusal tonunu ve söylemindeki kişisel dokuyu doğrudan yansıtmaktadır. Bu mektupların varlığı, Osmanlı hanedan düzeninde meşruiyetin yalnızca askerî veya idarî araçlarla kurulmadığını, dil, üslup ve duygusal ton gibi ifade biçimleriyle de inşa edildiğini göstermektedir. Bayezid’in mektupları, başlangıçta itaatkâr bir oğulun sesini taşırken zamanla babasının kararlarını sorgulayan ve kendi konumunu savunmaya yönelen bir dile dönüşmüştür. Bu değişim, hanedan siyasetine içkin kırılganlıkların yanı sıra otoriteyle oğulluk arasındaki sınırların nasıl giderek bulanıklaştığını da açığa çıkarmaktadır. Böylece tez, tarihsel bir süreci anlatmanın ötesine geçerek Osmanlı siyasî kültüründe söylemin ve duygusal ifadenin meşruiyet kurucu işlevini görünür kılmaktadır. Bayezid’in süreci, bir yandan taht mücadelesinin kaçınılmaz doğasını yansıtırken diğer yandan sultanın hem yönetici kimliği hem de baba figürü arasında yaşadığı gerilimi açık biçimde ortaya koymaktadır. Şehzade Bayezid vakasında belirleyici bir dönemeç, Kütahya’dan Amasya’ya nakledilmesine dair karardır. Osmanlı şehzade sistemi içinde sancak tevcihi, idarî deneyim kazandıran ve hanedan düzeninin sürekliliğini sağlayan olağan bir uygulama olarak kabul edilmiştir. Ancak bu tez, Bayezid’in tayinini siyasî bir dışlama ya da merkezin dışında bırakılma olarak yorumlamaktan ziyade, bu sürece eşlik eden yazışmalarda gözlenen dilsel ve retorik dönüşümlere odaklanmaktadır. Bu yaklaşım, olayın kendisinden çok, mektupların kendi içsel söylem örgüsünü ön plana çıkararak şehzadenin konumunu nasıl yeniden kurduğunu anlamayı amaçlamaktadır. Bayezid’in ilk mektupları, bağlılık ve hürmet ifadelerinin belirgin olduğu, aynı zamanda tayinin uygulanma biçimi ve zamanlamasına ilişkin temkinli taleplerin yer aldığı metinlerdir. Bu yazışmalarda iaşe temini, yol güvenliği ve hazırlık süreçleri gibi konular ön plana çıkar. Ancak bu unsurlar, mektupların ikna edici gücünü artırmak üzere kullanılan gerekçelerdir. Böylece diplomatik teamülün gerektirdiği saygı dili ile uygulamanın ertelenmesi veya kolaylaştırılması yönünde sürdürülen müzakere dili, aynı metin bünyesinde iç içe geçer. Üslupta gözlenen değişim, mektupların diplomatik biçimden kişisel bir söyleme doğru geçirdiği dönüşümü ortaya koymaktadır. Başlangıçta uzun unvan zincirleri ve dua formülleriyle açılan metinler, zamanla gerekçelendirme ve açıklama bölümlerinin belirginleşmesiyle farklı bir ağırlık kazanmıştır. Taleplerin ardına eklenen ayrıntılar, Bayezid’in ifadelerini kişisel bir istekten çıkarıp idarî mantık içinde temellendirilmiş taleplere dönüştürmektedir. Bu dönüşüm, şehzadenin kendisini aynı anda hem oğul hem siyasî özne olarak konumlandırma arayışını görünür kılmaktadır. Mektupların biçimsel özellikleri de bu arayışın dilsel yansımalarıdır. Holograf örneklerde, yani Şehzade Bayezid’in kendi el yazısıyla kaleme aldığı mektuplarda daha doğrudan bir ton ve artan duygusal yoğunluk dikkat çeker. Satır akışındaki düzensizlikler, olağan uzunlukların aşılması ve tekrarların çoğalması, duygunun biçime sızdığı göstergeler olarak değerlendirilmiştir. Bu tez, bu tür unsurları psikolojik bir çözümleme malzemesi olarak değil, retorik stratejinin dilsel ve biçimsel düzeydeki tezahürleri olarak ele almaktadır. Bu tez, şehzade rekabetine dair karşılaştırmalı bir çözümleme yerine, Şehzade Bayezid’in söylemini kendi bağlamı içinde incelemeyi amaçlamaktadır. Şehzade Selim’e ait mektuplar yalnızca genel çerçeveyi tamamlayan bağlamsal unsurlar olarak kullanılmıştır. Çalışmanın odağında Bayezid’in babasıyla kurduğu ilişki, bu ilişkinin dilsel ve duygusal boyutları ile şehzadenin mektuplarında şekillenen özne kurguları yer almaktadır. Bayezid’in yazıları, idarî gerekçelerle duygusal tonlamaların yan yana geldiği hatta iç içe geçtiği metinlerdir. Bu mektuplaşmaların hangi retorik stratejiler ve dilsel kalıplar üzerinden anlam kurduğu, tezin temel sorusunu oluşturmaktadır. Bayezid’in hitap formülleri, dua kalıpları ve gerekçelendirme biçimleri bir arada değerlendirildiğinde, metinlerin hem diplomatik teamülün gerekliliklerini yerine getirdiği hem de kişisel kaygıları görünür kıldığı görülmektedir. Zamanla açıklamaların artması ve taleplerin daha ayrıntılı biçimde temellendirilmesi, şehzadenin bağlılık tonunu koruyarak kendi konumunu meşrulaştırma çabasına işaret eder. Böylece kurumsal dil ile bireysel strateji, aynı söylem içinde birbirini tamamlaya çalışan iki düzleme dönüşür. Bu süreç, nihayetinde 1559 yılının Mayıs ayında Konya ovasında gerçekleşen muharebeyle son bulur. Bu karşılaşma, iki şehzade arasındaki bir askerî mücadeleden öte, uzun süredir mektuplarda biriktiği gözlemlenen gerilimin fiilî bir zemine taşınması olarak anlam kazanmaktadır. Bayezid’in mektuplarında giderek artan sitem, yinelenen gerekçelendirmeler ve keskinleşen hitap tarzı, bu çatışmanın aniden değil, duygusal ve dilsel çözülmenin son aşamasında ortaya çıktığını göstermektedir. Bu aşamanın analizi, yalnızca mektuplarla sınırlı tutulmamış; dönemin kronikleri de tartışmaya dâhil edilmiştir. Nüzhetü’l-Esrâr, Künhü’l-Ahbâr ve Nâdirü’l Mehârib gibi eserler, Bayezid’in isyanını ve idamını ibret verici bir vaka olarak çerçeveleyip çoğunlukla siyasî düzenin ihlali bağlamında yorumlamaktadır. Bu çalışmada ise söz konusu metinler, mektuplardaki anlatım biçimlerini anlamlandırmaya ve dönemin zihniyet kalıplarını ortaya koymaya katkı sağlayan metinsel alanlar olarak değerlendirilmiştir. Kroniklerdeki ahlaki yargılar, Bayezid’in kendi mektuplarında ısrarla vurguladığı bağlılık ifadeleriyle karşılaştırıldığında, iki farklı anlatı düzlemi ortaya çıkar. Bayezid, yazılarında kendisini sultanın meşru ve itaatkâr oğlu olarak tanımlamaya çalışırken, çağdaş tarihçiler onu düzeni bozan bir isyancı olarak resmetmiştir. Bu zıtlık, bireysel öznenin kendini ifade etme girişimiyle siyasî meşruiyetin yazılı dil üzerinden nasıl kurulduğunu birlikte düşünmeye imkân tanımaktadır. Nüzhetü’l-Esrâr, Künhü’l-Ahbâr ve Nâdirü’l-Mehârib gibi kaynaklar, Konya Muharebesi’ne dair bölümlerde Bayezid’in yenilgisini yalnızca askerî bir sonuç olarak değil, Tanrısal iradenin tecellisi ve hanedan düzeninin yeniden tesisine yönelik bir gelişme olarak yorumlamaktadır. Bu çalışmada ise söz konusu çerçeve, kroniklerin didaktik üslubunu ve dönemin ahlaki-siyasal tahayyülünü göstermek amacıyla ele alınmıştır. Bayezid’in mektuplarında görülen kırılgan özne tasavvuru, bu anlatıların sunduğu toplumsal ve ahlaki kalıplar içinde yeniden okunmuştur. Böylece şehzadenin dilinde belirginleşen kaygı, öfke ve beklenti ifadeleri, çağın siyasî söylemi ve anlatı stratejileriyle kesişen bir anlam alanına yerleştirilmiştir. Konya Muharebesi bu bakımdan yalnızca bir askerî dönüm noktası olmaktan çıkmaktadır. Bayezid’in yazılarındaki trajik yoğunluğun son kez doruğa ulaştığı bir aşama olarak okunabilir. Yenilgi, kroniklerin sunduğu didaktik anlatı ile mektuplarda hissedilen kişisel ses arasındaki mesafenin en açık biçimde görünür hâle geldiği andır. Tezde bu muharebe, siyasî sonuçları bakımından ele alınmakla birlikte, esas olarak Bayezid’in dilinde izlenen çözülmenin tamamlandığı bir eşik olarak değerlendirilmiştir. Konya’daki mağlubiyetin ardından Bayezid’in İran’a sığınması ve idamına giden süreç, kroniklerde çoğunlukla Tanrısal irade ve düzenin yeniden tesisi çerçevesinde ibretlik bir vaka olarak yorumlanmıştır. Bu çalışmada söz konusu anlatı, mektupların ulaştığı çözülme noktasını anlamlandırmak amacıyla sınırlı biçimde ele alınmıştır. Böylece Bayezid’in süreci, bir hanedan mücadelesinin ötesinde, dil ve duygu aracılığıyla izlenebilen trajik bir çözülme olarak okunmuştur. Çalışma, siyasî otorite ile bireysel ses arasındaki gerilimi görünür kılmış ve Şehzade Bayezid’in tarihsel konumunu çok katmanlı bir değerlendirme çerçevesine yerleştirmiştir.

This thesis focuses on the conflict between Sultan Süleyman and his son, Prince Bayezid, which was a significant rift within the sixteenth-century Ottoman dynasty. At its core lies the dual bond of sultan and father, and of son and political rival. The study focuses on the letters that Bayezid sent while being transferred from Kütahya to Amasya. Rather than treating these letters as routine correspondence, the study treats them as texts marked by persuasion, complaint, and shifting tones of loyalty. Adopting a thematic approach, the research traces how Bayezid’s discourse evolved as his position weakened. His letters reveal a son attempting to defend his status while striving for paternal recognition, oscillating between submission and protest. His appointment to Amasya emerges as a turning point that intensified his sense of displacement and marginalisation within the dynasty. This divergence illustrates how dynastic crises were understood through different registers of authority and morality. This study makes a valuable contribution to Ottoman historiography by demonstrating that Bayezid’s downfall was not only a political or military defeat, but also a process articulated through the language of kinship and power. His correspondence reveals the intersection of authority, family loyalty, and emotion in the imperial household, presenting the Bayezid affair as a multifaceted episode in the early modern Ottoman period.

Açıklama

Anahtar Kelimeler

Şehzade Bayezid, Kanuni Sultan Süleyman, Mektuplaşma, Duygu Tarihi, Osmanlı Hanedanı, Konya Muharebesi, 16. Yüzyıl Osmanlı Tarihi, Prince Bayezid, Süleyman the Magnificent, Correspondence, History of Emotions, Ottoman Dynasty, Battle of Konya, Sixteenth-Century Ottoman History

Kaynak

WoS Q Değeri

Scopus Q Değeri

Cilt

Sayı

Künye

Mercimekoğlu, S. (2025). The letters of Prince Bayezid: Emotion and politics in the sixteenth-century Ottoman Empire [Yüksek lisans tezi]. İstanbul Medeniyet Üniversitesi.

Onay

İnceleme

Ekleyen

Referans Veren